Kayıtlar

başarı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

TUTAMIYORUM ZAMANI

Resim
Ayşe, serin bir İstanbul sabahında hızlı hızlı yürürken, etrafından hışır hışır seslerin geldiğini farketti. Yere bakınca, ayaklarının altında dev çınar yapraklarını gördü. Yapraklar da ne ara sarardı da, kahverengiye döndü diye içinden geçirdi. Geçen ay gittiği yaz tatili, sanki dün gibiydi. Zaman hemencecik geçivermişti. Çınar ağaçlarını, çocukluğundan beri pek severdi. Hep ona babasını hatırlatırdı. Babasıyla sonbaharda parka gittiği günleri anımsadı. Zaman ne de hızlı geçiyor diye içinden geçirdi. O meşhur şarkıdaki gibi tutamıyordu zamanı… Zihni; Ayşe’yi oradan oraya götürürken, birden iş görüşmesi saatinin iyice yaklaştığını fark etti ve adımlarını hızlandırdı.  Yine geç kalacağım galiba diyerekten telaşa kapıldı. Ayşe, plan yapma konusunda çok zayıftı. Neden böyle oluyordu ki? Aynı anda birçok şeyi yapabilirken, zamanlama konusunda hep gecikiyordu.  Ayşe, metroya koştu ama tam binecekken yüzüne metro kapısı kapanmıştı. Kendi kendine şikayetlenmeye başlamıştı… “Bu metro ...

BU HAYATIN YÜKÜNÜ HEP BEN Mİ TAŞIYACAĞIM?

Resim
Filiz, hayatının ilk yıllarında beri sorumluluğunu bilen bir çocuktu. Hatta kendiyle yetinmeyi ailesinin problemlerini de üstlenen tek kişiydi. Ağabeyi ve ablası olmasına rağmen nedense kimin derdi olsa Filiz’i bulurdu. Her zaman kapsayıcı, yönlendirici ve yükü omuzlayan Filiz olurdu. Bu nedenle Filiz, okul hayatında da başarıyı yakalamıştı. Bir zaman sonra atanmış öğretmen olmuştu. Ailesini maddi ve manevi desteklemeye devam ediyordu. Sanki ailesini tüm yükü onun üstündeydi. Filiz bunları yapması gerektiğini düşünüyordu. Çünkü bir yerde sorumluluk almak onun kolu bacağı gibiydi. Ona göre olması gereken de buydu zaten.  Genç ve güzel Filiz, okul ortamında tanıştığı Ali ile tanışıp evlendi. Aileler bu evliliğe çok hoş bakmasa da iki gönül bir olmuştu. Evliliğin ilk zamanları her şey yolunda gidiyordu. Bir süre sonra Ali’nin hayata karşı rahatlığı evine de yansımıştı. Şimdi kurduğu yeni ailenin sorumlulukları yine Filiz’in üzerine kalmıştı. Filiz maalesef bu sefer de Ali’ye ne dese y...

BİZİM OFİSİN HALLERİ - GÜÇLÜ KADINLAR

Resim
Uzun uğraşlar sonunda konsantrasyonumu toplayıp, işime odaklanmıştım. İki gün önceki toplantıda çıkarılan analiz sonunda anlamlı gözükmeye başlamıştı ve ne yapmam gerektiği ile ilgili artık bir fikrim vardı. Bir yandan önümdeki deftere not alıyor, bir yandan da haşin bakışlarla bilgisayardaki dosyaya göz gezdiriyordum. Dışarıdan bakan biri bilgisayarı parçalamama ramak kaldığını düşünebilirdi ama bu sadece benim bir işe odaklandığımdaki bakışımdı. İş arkadaşım Esra yanıma gelip “Birben, hadi gel bir kahve içelim.” dediğinde işimin en heyecanlı kısmındaydım. Bir iş ne kadar heyecanlı olabilir demeyin. Müşterinin talebini ve bu talebe aslında neden gerek duyduklarını sonunda anlamıştım. Ve toplantıda konuştuklarımızdan çok daha işimize gelecek, müşteriyi de memnun edecek alternatif bir çözüm bulduğumu hissediyordum. Bunu hemen kağıda döküp gözümden kaçan bir detay olup olmadığını kontrol edecektim. Ürün yöneticisine konuyu açmadan önce her ihtimali değerlendirmiş olmalıydım. Ama işte! Ta...

FERAH BİR BAŞLANGIÇ

Resim
Aslı oturmuştu yine masasının başına. Ne zaman sıkılsa, zorda kalsa, bunalsa kendini hep aynı yerde bulurdu. Önünde bilgisayarı, pencerede deniz manzarası, masasında kahvesi… Bu üçlüyü pek severdi, ona acılarını hatırlatsa da… Zor zamanlar geçirmişti. Hayatındaki her şey değişmişti; işi, evi, soyadı bile. Hangi olayın onu daha çok üzdüğüne karar veremiyordu. Günlerce oturdu o masada, sadece denizi seyretti. Aslında istediği, huzur bulup yüreğini ferahlatmaktı. O masada daha ne kadar oturacağını düşünürken buldu kendini. Hayat devam ediyor, kuşlar da uçuyor…  Birden irkildi. “Ne yapıyorum ya, bir sürü işim birikmiş, bu böyle gitmez” dedi. Yeni hayatıyla ilgili hedefler belirledi kendine. Eskiye üzülmek yerine yeninin mutlusu olmayı tercih etmek akıllıca geldi. Ama öncekilerden farklı olarak bir sonuç değerlendirmesi yapması gerekiyordu. Tekrar oturdu masasına, fakat bu sefer üzülerek değil modunu yakalamaya çalışarak…   Önce neleri yapmaması gerektiğini yazdı. İlişkilerind...

GERÇEK BAŞARI

Resim
 Sınav sonuçları açıklanmıştı. Üzgün ve aynı zamanda umutsuzdu Ezgi. Bir türlü istediği şekilde çalışmamıştı. Sonucun böyle olacağı da belliydi aslında. “Keşke” deyip duruyordu. “Keşke zamanında başlasaydım.” “Keşke daha çok çalışsaydım.” “Nerede hata yapıyorum?” diye tekrarladı içinden. Oysaki cevabını bildiği bir soruydu bu…   Küçüklüğünden beri hep aynı problemle mücadele ediyordu Ezgi. Okulda ödevlerini de son ana sıkıştırır sürekli erteler, sonra da nasıl yapacağım diye ağlardı. Annesi defalarca ertelememesi gerektiğini söylese de aynı döngü tekrar eder dururdu. Lise giriş sınavlarında da başarısız olmuştu. Liseye istemediği okula gitmiş sevdiği arkadaşları ile ayrılmıştı. Nereden başlaması gerektiğini, ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Bu yüzden de tamamen bırakıyordu her şeyi ve bu onda çok ciddi bir huzursuzluk meydana getirmişti. Yapması gereken şeyleri biliyordu ama nasıl yapması gerektiğine dair hiçbir fikri yoktu.  Bu sene tekrar sınava girmeye karar verdi. ...

BEN ÇİRKİN MİYİM?

Resim
Sabah güneşin doğuşuyla uyandı ve elini yüzünü yıkadı. Havluyla yüzünü kurularken bir an durdu ve aynada kendine bakıp kaldı. Geçen gün iş arkadaşının ona söylediği cümle geldi aklına, “Sen kendini çok mu güzel sanıyorsun?” Sonra çocukluk arkadaşının dediğini hatırladı, “En azından ben senden güzelim!” demişti diğer arkadaşının yanında…   Aslı, dış görünüşünü beğenmeyen, insanların kendisiyle ilgili düşüncelerini çok önemseyen biriydi. Çevresindekilerin de ona aynı pencereden baktığını düşünüyordu. Bu durum kafayı takıp bir türlü mutlu olmuyordu.  “Küçüklüğümde dahi saçımın kıvırcık olması ile, ten rengimle, boyumla ilgili olumsuz şeyler söylenirdi.” dedi bir gün arkadaşına. Bu yüzden kalabalık bir ortamda dahi bulunmak istemezdi.    Aslı en sonunda içindekileri, arkadaşı Emel’e döküverdi. Bir güzellik uzmanıyla görüşmek istediğini, gerekirse estetik ameliyat olacağını söyledi. Emel de onu akıl danıştığı, bilgisine güvendiği Leyla ablasına yönlendirdi. Aslı, arkadaşı...

BAHAR TEMİZLİĞİ

Resim
Pırıl pırıl bir ilkbahar akşamıydı. Gün boyu yağmur havadaki bütün tozu, kiri indirmişti. Mis gibi toprak kokusu her yeri sarmıştı. Hani evlerde büyük bayram temizliği yapılır ya, onun gibi yer, gök, bulutlar el ele verip temizlik işine girmişti adeta. Yağmur, ağaçların dallarına sinmiş tozu siliyordu. Rüzgâr eski yaprakları alıp götürürken dünya adeta derin bir nefes alıyordu. İşte tam da böyle zamanlarda insanın içinde bir yenilenme arzusu dolup taşar. Dışarıdaki bu tazelemeyi izlerken, içimizde bir ses “Ben de arınmalıyım.” diye yükselir. Merve de camı açtı, tertemiz havayı içine çekti. Annesinin ‘’hafta sonu temizlik yapacağız ona göre" dediği aklına geldi. “Madem her yerde temizlik var ben de iç dünyamda bir temizliğe geçsem nasıl olur acaba” diye düşündü. Peki, ama nereden ve nasıl başlamalıydı? İç dünyamızı temizlemek! Bu nasıl yapılır ki? Camları siler gibi ruhumuzu parlatabilir miyiz? Yoksa fazlalıkları ayıklar gibi duygularımızı düzenleyip, gönlümüzü rahatlatabilir miy...

GENÇLİK BAŞIMDA DUMAN

Resim
Ha bugün ha yarın derken o meşhur YKS günü gelip çatmıştı... Leyla ve Ceylan… Aynı duyguları paylaşan iki genç kız… Bir saat sonra sınava gireceklerdi fakat heyecanları aylar öncesinden başlamıştı… Leyla, önceki sene istediği puanı alamamıştı. Buna rağmen aynı heyecan ve motivasyonla yeniden dershaneye başlamaya karar vermişti. Zorlanmasına rağmen yeni tempoya ayak uydurup pes etmemişti. Kendine hazırladığı çalışma planını uygulamıştı. Önceki sene hazırlanırken iyi yaptığı şeyleri, iyi yapamadığı şeyleri tek tek düşünmüştü. Bir değerlendirme yaparak çalışmalarına ona göre hazırlanmıştı ve nihayet sınav günü gelmişti. Acaba bu sene sorular nasıl olacaktı, matematikte iyi sayılmazdı acaba yeterli neti yapabilecek miydi, istediği bölümü kazanabilecek miydi? Aklında istediği bölüm ile ilgili birkaç üniversite vardı. Geniş geniş kampüsleri, çimenli alanları, çimenlerin üzerinde poz veren bir sürü neşeli öğrenciler görüyordu. “Şöyle bir arkadaş grubum olsa yalnız kalmam, hem üniversite hayat...

EKSİKLİK KÖTÜ BİR ŞEY Mİ?

Resim
İnsanoğlu hayatındaki eksiklikleri hep kötü bir şey olarak algılar. Doğarken, büyürken, üniversiteye başlarken, evlenirken, bir iş sahibi olacakken… Eğer bir eksiklik olursa o süreçten keyif alamazmış gibi hisseder.  Bir bebek, daha doğmadan adına yapılan partiler, öncesinden alınan ve 3 yaşına kadar giyebileceği tüm kıyafetler, doğarken dev hastane organizasyonları ve niceleri… Bunların her birini tastamam yapmaya çalışır ve ancak bu imkanlarla daha mutlu olacağını zanneder insan.    Evlenirken her şeyini tastamam yapmak ister, hiçbir şeyi eksik bırakmak istemez. “12 kişilik misafir yemek takımı, 12 kişilik günlük yemek takımı, 12 kişilik misafir çatal-kaşık takımı, 12 kişilik günlük çatal kaşık takımı… Acaba bir tane de kahvaltı takımı mı alsak? Bir de kahvaltı çatal-bıçak takımı…” Maddeler alır başını gider. Tüm eksikleri halledersek çok mutlu olacağız diye düşünülür. Çocuk yetiştirirken doğumundan itibaren her yaşında eldeki tüm imkanlar önüne serilmek istenir. “Biz y...

DENEYİMSEL ÖĞRETİ

Resim
  İnsanın hikayesi yaratıldığı andan itibaren hiç değişmedi. Zaman içerisinde bazı şeyler yenilenip değişse de hayat yolculuğumuz hep aynı şekilde devam etti… Benzer istekler, problemler, sorunlar, şikayetler… Aslında bütün mücadele mutluluk ve başarı içindi... Kiminin uzun ömrü olur kiminin kısa ama bir şekilde mutlu ve başarılı olmak için yapar insan ne yaparsa… Peki neden çoğunluk kendini mutsuz ve başarısız hisseder o halde? Etrafındaki insanlarla, işiyle, gücüyle, sağlığıyla sorunlar yaşadığında insan kendine karşı dürüst ise ilk şu soruyu sorar “Bir yerlerde hata yapıyorum ama nerede?” Elbette hatasız insan olmaz ama hatalar sürekli tekrarlanıyorsa işte o konuda işe yarayan yöntemleri bilmiyoruz demektir. Günlük hayatın akışında, bir meslek başında ya da okullarda birçok doğru strateji öğrenebiliyor insan.  Mesela alet kullanmak, ölçüm yapmak, su, hava, ısı gibi tabiattaki verileri kullanmak ve bu alanlardaki yöntemler... Oysa hayatımızın en önemli kısmını oluşturan iliş...