BİZİM OFİSİN HALLERİ - GÜÇLÜ KADINLAR

Uzun uğraşlar sonunda konsantrasyonumu toplayıp, işime odaklanmıştım. İki gün önceki toplantıda çıkarılan analiz sonunda anlamlı gözükmeye başlamıştı ve ne yapmam gerektiği ile ilgili artık bir fikrim vardı. Bir yandan önümdeki deftere not alıyor, bir yandan da haşin bakışlarla bilgisayardaki dosyaya göz gezdiriyordum. Dışarıdan bakan biri bilgisayarı parçalamama ramak kaldığını düşünebilirdi ama bu sadece benim bir işe odaklandığımdaki bakışımdı.

İş arkadaşım Esra yanıma gelip “Birben, hadi gel bir kahve içelim.” dediğinde işimin en heyecanlı kısmındaydım. Bir iş ne kadar heyecanlı olabilir demeyin. Müşterinin talebini ve bu talebe aslında neden gerek duyduklarını sonunda anlamıştım. Ve toplantıda konuştuklarımızdan çok daha işimize gelecek, müşteriyi de memnun edecek alternatif bir çözüm bulduğumu hissediyordum. Bunu hemen kağıda döküp gözümden kaçan bir detay olup olmadığını kontrol edecektim. Ürün yöneticisine konuyu açmadan önce her ihtimali değerlendirmiş olmalıydım. Ama işte! Tam en heyecanlı yerinde Esra kahveye çağırıyordu.

 

Bakışlarımdan “Hayır” demek üzere olduğumu fark eden Esra’nın gözleri büyüdü. Kahveye çağıran iş arkadaşını reddetmek yapılabilecek en büyük hakaretlerden biriydi. Şimdi isminin önemi kalmayan eski bir arkadaşımız gözümün önüne geldi. Bir kez mesai arkadaşının mola çağrısına “Şimdi işim var.” diye cevap verdiği için 6 ay boyunca “oyunbozan, sıkıcı, uyumsuz” yaftaları yemişti. İsminin önemi kalmamıştı çünkü artık aramızda değildi. 6 ayın sonunda işten ayrılmasıyla konu kapanmıştı. Yanlış anlamayın. İşten ayrılmasının mola yapmamasıyla veya bundan dolayı zorbalanmasıyla hiçbir alakası yoktu. Ama eğer işten ayrılmış olmasaydı bu zorbalama daha ne kadar devam ederdi bilemiyorum. Bu riski alamazdım. İstemeye istemeye yerimden kalkarken gülümsedim. “Olur tabi.” 

Şirketteki her şeyi bilen ama kimsenin tam olarak ne iş yaptığını bilmediği, yine de o olmazsa şirket batarmış hissi veren Sabri abi kafeteryada masada yalnız başına oturmuş, çay içiyordu. Bizi görünce her zamanki neşeli tavrıyla laf attı.

- Ooo hanımlar, gözlerim yollarda kaldı. Ben de dedim bizim kızlar 10:30 molası yapmadığına göre kıyamet kopacak. Ama yine şaşırtmadınız. 2 dakika geç kaldınız ama olsun. 

Esra, Sabri abinin imalı şakalarına mutlaka ters bir cevap verirdi. 

- Sabri abi, ne zaman gelsem kafeteryadasın. Sana tam olarak ne için maaş veriyorlar acaba? Çalışanların mola dakikalarının hesabını tutasın diye mi? Çünkü başka bir işe yaradığını görmedim.

 


Sabri abi hiçbir şeyden alınmazdı. Güldü.

- Şimdilik sormadılar ama sorarlarsa hepsinin cevabı bende. 

Esra gözlerini devirip kahve makinesinin başına geçerken ben de Sabri abinin masasında karşısına oturdum. 

- Eee Birben, nasıl gidiyor? Yok mu hayatında bir değişiklik? Bu arada pazarlama departmanından Özlem nişanlanmış, duydun mu? Kaç yaşındaydı o, 23 mü? Sizden 7 yaş küçük. Kız hızlı davrandı, aferin. Gerçi çok hızlı sayılmaz siz biraz geç kaldınız gibi. 

- Devir değişti artık. 30 evlenmek için geç bir yaş sayılmıyor, dedim daha çok kendimi ikna etmeye çalışır gibi.

Esra konuşmanın başını kaçırmıştı ama kahvelerimizi masaya koyarken hemen olaya dahil oldu. 

- Bence 30 bile erken. Daha tek başıma başarmak istediğim çok şey var.

Aslında benim tek başıma başarmak istediğim bir şey yoktu. Başarmak istediklerimi yanımda eşim varken başarsam da olurdu. Yani ben şahsen problem etmezdim ama bir eşim yoktu. Sabri abi söylediklerimize değil muhtemelen aklından geçen konuşmaya cevap verdi.

- Üzülmeyin ya, siz de evlenirsiniz.

Esra birden parladı.

- Ne münasebet ya! Evlenmek istiyoruz da evlenemiyormuşuz gibi. Bunun bir tercih olabileceğine hiç mi ihtimal vermiyorsun?

- Yani şimdi doğruya doğru. Ben kadın olsam zengin koca bulur evlenirdim. Evde oturur koca parası yerdim. Bir kadının evlenmek istememesi çok saçma.

Zengin kocalar da kucaklarını açmış bizi bekliyordu zaten. Bırak zengini orta halli olanlar bile ortalıkta görünmüyordu. Beklentilerim her geçen gün düşüyordu ama sanki beklentilerim düştükçe seçenekler daha da azalıyor gibiydi. Ama Esra’nın olaya bakışı benimkinden tamamen farklı görünüyordu.

- Ay ne kadar geri kafalısın ya! Seninle muhatap bile olmak istemiyorum. Ben evleneceksem bile bu o kişinin bana entelektüel anlamda katacakları için olur, parası için değil. 

- Allah aşkına bir erkek entelektüel ne katabilir sana. Erkek dediğin odun gibidir. Bak bana. En iyisi bu yani böyle düşün. Ama beni de hanım kaptı. O yüzden biraz daha kötüsüne hazırla kendini. 

Sabri abi güldü ama bu gülüşü Esra’yı daha da kızdırdı. 

- Bir kadın için evlenmek çok saçma. Etrafımdaki evliliklere bakıyorum, kadınlar kendi işlerini bile halledemeyen adamlara annelik etmekten başka bir şey yapmıyor. Bence aklı başında hiçbir kadın evlenmek istemez.

Esra yanına destekçi arayışıyla bana döndü.

- Değil mi Birben? 

Ben evlenmek istiyordum. O zaman ya Esra’nın tezi doğru değildi ya da aklım başımda değildi. Aklım başımda değil miydi gerçekten? Niye evlenmek istiyordum? Bu istekten çok bir ihtiyaç gibiydi düşününce. Hayatımda bir eksiklik hissediyordum. Ama bu kendi ayaklarım üzerinde duramamakla ilgili değildi. Sağ olsun annem beni bir pehlivan gibi yetiştirmişti. Yeri geldiğinde 20 kiloluk damacanayı da sırtlanabilirdim. Musluk bataryamı da değiştirebilirdim. Kedimi saymazsak 6 yıldır yalnız da yaşayabiliyordum.

Ama bunu istemiyordum. Ne 20 kiloluk damacanayı taşımayı, ne musluk bataryası değiştirmeyi… En çok da hayatıma şahitlik edecek, beni mutlu eden şeylere mutlu olacak, beni üzen şeylere üzülecek birinin hayatımda olmamasının eksikliğini hissediyordum. Tabi bunu itiraf etmek çok utanç verici geliyordu. Çünkü yıllardır “Bir kadın güçlü olmalı, kendine yetmeli, kimseye muhtaç olmamalı” telkinlerini duyuyordum. Bir de “Zaten kadın dediğin zayıftır, yapamaz, beceremez.” diyenler vardı ki onlara da malzeme vermek istemiyordum. Ama yapabildiğin bir şeyi yapmamayı tercih etmek neden zayıflık sayılsın ki? Annem bana Birben adını koyarken bir başıma ayakta durabileyim istemişti. Ben de durmuştum. Ve beni mutlu edecek olan şeyin bu olmadığını anlamıştım. Zihnimden bu düşünceler geçerken benden hala bir cevap beklediklerini fark etmem geç olmuştu…

- Şimdi öyle demeyelim de… Yani kendi ayakları üstünde durmak iyi olur tabi ama hayatı biriyle paylaşmak da güzel olmaz mı?

Biz kadınlar güçlü olalım derken sanki erkek olmaya soyunmuştuk. Evet kadınlar olarak hayatın birçok alanında en az erkekler kadar başarılı olabiliyoruz. Bunu yapmalıyız da… Ama acaba mesele evliliğe gelince roller biraz karışıyor muydu sanki? Belki de bu yüzden evlilik bazı kadınlara zor geliyordu. Her şeyin yükünü çekip bir de kocanın yükünü mü çekeceğim diye düşünüyorlardı? Oysaki erkeğin de evlilikte kadının yükünü çekmesi gereken alanlar vardı. Ne ara unutmuştuk bunları? Kadın olarak güçlendik ama erkekler de güçlü kalmalıydı hayatımızda… Hayat bu iki cinsin eşleşmesi ile devam ediyordu sonuçta… 

Her tek bir çiftten yaratılmıştı…


&

Deneyimsel Tasarım Öğretisi insanın mutlu, başarılı olması ve doyumlu ilişkiler yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.

 &

"İnsanoğlu, yeryüzünde var olduğundan beri,
En büyük dostu ve düşmanı hiç değişmedi.
Aynadaki kişi…
Tek başına neler yapabileceğini keşfet!"

YAHYA HAMURCU

&




Yorumlar

  1. Kaleminize saglik 🌸
    Güncel bir konu, çok güzel özetlenmiş 😊

    YanıtlaSil
  2. Elinize emeğinize sağlık 🤍🌸

    YanıtlaSil
  3. Ne kadar önemli bir konu, kadın ve erkeğin rollerinin çok karıştığı bir dönem;)

    YanıtlaSil
  4. En çokta sözüm ona muhafazakar olanların kadınsılıklarını kaybettikleri, anneliği eşliği köle olarak gördükleri bir devirde, o kadar güzel bir noktaya değinmişsiniz ki… zira artık be aile kaldı ne yuva ne çocuk ortalarda. Bozulma kadından başlıyor toplumda. Nihayetinde erkekler de bozuluyor görüldüğü üzere. Ortalık ayaklarının üzerinde duran sözüm ona güçlü ama mutsuz psikolojisi bozuk kadın kaynıyor.

    YanıtlaSil
  5. Aşırı keyifli bi yazı ve evet zaten kendimiz de bir çok şeyi halledebiliyoruz veya baba erkek kardeş kredilerimiz var ama yine de bunları rica olarak değil de birinin üzerine sorumluluk olarak atsak hiç de fena olmaz sanki :)

    YanıtlaSil
  6. Maşallah Emeğinize sağlık ⚘

    YanıtlaSil
  7. Çok güzel bir yazı, emeğinize sağlık. Çalışan bir çok kadının sorununa değinmişsiniz

    YanıtlaSil
  8. Her ikiside rollerini dogru oynarsa evlilik güzel. Mesele birbirini tamamlayıp bir bütün olabilmek

    YanıtlaSil
  9. Güçlü kadın imajı bizi erkeklere ihtiyacımız yok boyutuna getirdi gerçekten... Belki de bu yüzden ilişkilerimiz bozuldu... Çünkü ilişki için aslolan şeydi ihtiyaç gidermek...

    YanıtlaSil
  10. Emeğinize sağlık çok güncel bir konuya değinilmiş:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAKINDIRMA MARİFETİ

KİM KİMDİR?

BİRİ OLMALI İNSANIN HAYATINDA