BU HAYATIN YÜKÜNÜ HEP BEN Mİ TAŞIYACAĞIM?


Filiz, hayatının ilk yıllarında beri sorumluluğunu bilen bir çocuktu. Hatta kendiyle yetinmeyi ailesinin problemlerini de üstlenen tek kişiydi. Ağabeyi ve ablası olmasına rağmen nedense kimin derdi olsa Filiz’i bulurdu. Her zaman kapsayıcı, yönlendirici ve yükü omuzlayan Filiz olurdu. Bu nedenle Filiz, okul hayatında da başarıyı yakalamıştı. Bir zaman sonra atanmış öğretmen olmuştu. Ailesini maddi ve manevi desteklemeye devam ediyordu. Sanki ailesini tüm yükü onun üstündeydi. Filiz bunları yapması gerektiğini düşünüyordu. Çünkü bir yerde sorumluluk almak onun kolu bacağı gibiydi. Ona göre olması gereken de buydu zaten. 

Genç ve güzel Filiz, okul ortamında tanıştığı Ali ile tanışıp evlendi. Aileler bu evliliğe çok hoş bakmasa da iki gönül bir olmuştu. Evliliğin ilk zamanları her şey yolunda gidiyordu. Bir süre sonra Ali’nin hayata karşı rahatlığı evine de yansımıştı. Şimdi kurduğu yeni ailenin sorumlulukları yine Filiz’in üzerine kalmıştı. Filiz maalesef bu sefer de Ali’ye ne dese yaptıramıyordu. Bir süre sonra kalkıp kendisi yapıyordu. Aylarca mutfak halısının toplanıp kenarda beklediğini hiç unutmamıştı. Ali’ye halı yıkamaya götürmesi için defalarca söylemişti oysa. Ama Ali arkadaşlarından kopup bir türlü üstüne düşeni yapmıyordu. Bu durum Filiz’in hoşuna gitmese de tolere edebiliyordu, ta ki çocuk doğana kadar.

Çocuk doğduktan sonra işler daha da ağırlaşmıştı. Evin sorumluluğu, alışveriş, çocuk bakımı, iş hayatı derken… Filiz akşam olunca adeta sızıyordu. Artık aklı başına gelmeye ve Ali’ye öfkelenmeye başlamıştı. Çok sık kavga ediyor ve çözüme de ulaşamıyorlardı. 

Filiz bir sabah erkenden kalktı, evdeki herkes uyuyordu. Şöyle bir hayatını gözden geçirdi, yılların birikimiyle içi doluydu. Kendini koltuğa bırakarak hüngür hüngür ağlamaya başladı. Nerede hata yapmıştı? Oysa her şey ne kadar da güzel başlamıştı. Çocukluğundan beri tüm yaşadıkları bir film şeridi gibi geçti. Kendini bildi bileli hep yük alan olmuştu ama artık bu yükleri taşıyamaz olmuştu.

Artık bir karar vermenin zamanı gelmişti. Bu zamana kadar yük ettiği ve kendine ait olmayan tüm sorumlulukları sahibine teslim edecekti. Kardeşlerini gerçek anne babalarına teslim edecekti. Okuldaki zümre işlerini diğer öğretmenlere paylaştıracaktı. Eşinin görevlerini de ona teslim edecekti. Aslında geç bile kalmıştı. Sonucu ne olursa olsun artık sadece kendine düşeni yapacaktı.  Düzelir miydi acaba? “Neden olmasın?” dedi kendi kendine. Bir arkadaşından duymuştu; 

“Hayat seni elemeden sen kendini eleme.” 

O halde ben neden eleyeyim? 

Aklına, daha geçen gün izlediği bir koşu yarışı geldi. Düşmesine rağmen koşmaya devam eden yarışmacının zaferini anlatıyordu. Şimdi bu yarışta düşse de kalkmasını bilmeli ve azimle koşmaya devam etmeliydi. Yeni bir Filiz’i inşa etmek için sabırsızlanıyordu.

&

Deneyimsel Tasarım Öğretisi insanın mutlu, başarılı olması ve doyumlu ilişkiler yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar. 

&

“Meyveyi sonunda aldıysan ağaçtan, Dallara tutunurken…

Zorlansan ne fark eder, Zorlanmasan ne? Elin kanasa ve düşsen ağaçtan..

Şifanı veren yerde bekliyorsa, Ve seni yerden kaldıracak olan…

Canın acısa ne fark eder…

Acımasa ne?”


YAHYA HAMURCU


&


Deneyimsel Tasarım Öğretisi - Ne Fark Eder?


&

 KİM KİMDİR

İLİŞKİLERDE USTALIK

BAŞARI PSİKOLOJİSİ



Yorumlar

  1. Süre bitmeden vazgeçme ve hayat seni elemeden sen kendini eleme ne kadar da doğru.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir yazı kaleminize sağlık. Çok hayatın içinden ve herkesin kendinden bir parça bulacağı bir yaz olmuş.

    YanıtlaSil
  3. Kendine ait olmayan yükleri sahiplerine iade etmek...
    Ne kadar yerinde bir ifade, ne kadar hafifletici...❤️
    Harika bir başlık ve harika bir içerik, yazara teşekkür💐

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı cümleden bende vuruldum.. Ne güzel bir ifade… ne iyi bir tanım 👌🏻

      Sil
    2. Beni de yazın...

      Sil
  4. Kaleminize sağlıkk🌺

    Yine ihtiyacımız olan bir konuyu ne kadar naif yorumlamışsınız..

    tabi ki insanın kendi sorumluluğu olmamasına rağmen başkasının ihtiyacını gidermesi çok iyi bir davranış..

    Ama bu nasıl görev haline gelmez?
    İnsan nasıl kıvamda kalır?
    Jest neydi?
    Taviz neydi?

    Kafamda deli sorular :)

    YanıtlaSil
  5. Çok güzel bir hikaye çok beğendim gerçekten dogru olan bir durum çok hissettim teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  6. Çok guzel bir hikaye çok beğendim gerçekten olan bir durum gerçekliğini çok hissetim teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  7. Kaleminize sağlık 🌸 bu durumu yıllarca farketmeden yaşayan binlerce insan var.. Filiz’in farketmesi büyük adım 😊

    YanıtlaSil
  8. Okurken kendimi gördüm 🥹Güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık🌹

    YanıtlaSil
  9. İnsanın yüklendiği sorumlulukların bilincinde olması çok kıymetli...

    YanıtlaSil
  10. Gereğinden fazla sorumluluk almak bizim toplumumuzda nedense büyük fedakarlıklar olarak görülebiliyor oysa ki denge ne kadar önemli, çok güzel bir yazı emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  11. Bir çok insan başkalarının yükünün altında eziliyor. Ürünü sahibine teslim etmek gerek. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  12. Emeğinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş her evin bur hamallık yapanı vardır ama bunun iyilik olduğunu zannederek bir çok probleme sebep olduğunu bilmez. Oysa sadece iyi niyetle başlamıştı..

    YanıtlaSil
  13. 80-90 lı yılların anneleri hep böyleydi... Hem dışarda çalışmaları beklendi, hem evde...

    YanıtlaSil
  14. Okurken bu Filiz ben miyim acaba diye okudum.
    Gerçekten çok güzel bir ifade olmuş: Yükleri sahiplerine iade etmek... İnşAllah anlayan ve yapabilenlerden oluruz :)

    YanıtlaSil
  15. Çok güzel bir paylaşım olmuş. Emeğinize sağlık. Gerek biz gerek etrafımızda bunu yaşayan insanlar olarak hiç yabancısı olmadığımız bir konu:) Evet yük alan olacağız ama gerektiği zamanda ve gerektiği kadar...

    YanıtlaSil
  16. Emeğinize sağlık

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAKINDIRMA MARİFETİ

KİM KİMDİR?

BİRİ OLMALI İNSANIN HAYATINDA