Kayıtlar

Sakınmada Ustalık etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

EY İNSAN, SAKIN SAPMA YOLUNDAN!

Resim
Küçükken annem sıkı sıkı tembihlerdi; “Kızım, sakın bilmediğin yollara sapma, uzak dur!” diye. Üstümde incecik bir mont, sırtımda 4. sınıfa kadar kullanmam gereken kocaman bir çanta… Henüz birinci sınıftaydım ve okula kendim gidip gelmem gerekiyordu. Okulumuz sabahçı ve öğlenci diye ikiye ayrılırdı. Öğlenci olunca haliyle kışın okul çıkışlarımız karanlığa denk gelirdi. İlk birkaç gün okuldan annem gelip almıştı beni. Sonraları gelememişti, evde iki küçük kardeşim vardı ve onları yalnız bırakamıyordu. Ben de evin büyük kızı olarak tek başıma okula gidip gelmek zorunda kalırdım o karanlıkta.  Korkardım karanlıktan, arka sokaklardan. Yanlış bir sokağa saparım da annemin dediği gibi başıma bir şey gelirse diye ödüm kopardı. Sahi, karanlıktan neden korkar insan? Karanlıklar örter kötülüğü, kötüyü. Şehrin kirli sokaklarını, insanların kirli taraflarını, suçlarını, yanlışlarını… Saklar önüne çıkabilecek tuzakları. İnsanlar için sığınaktır karanlık. Peki, karanlık mıdır suçlu olan? Hayır, ...

DOĞRU MEVSİM

Resim
Baharı aratmayan bir Ocak sabahıydı. Masmavi gökyüzü şaşırtıyordu insanı. Kar yağışını heyecanla bekleyen çocuklar sabahın ilk ışıklarıyla pencereye koşuyordu. Neden bürünmüyordu beyaza sokaklar. Kar yerini çoktan güneşe bırakmıştı. Hal böyle olunca mikroplar kol geziyordu. Dört yana yayılmış hastalıkların önü alınmıyor, hastaneler dolup taşıyordu. Dengeler tersine dönünce bu her alanı etkiliyordu.  Her evde bir hasta olunca şikayetler artıyor kimsenin konuşmaya enerjisi kalmıyor, işler aksıyor, verim düşüyordu.  Peki dengesi bozulan sadece mevsimler miydi? Herkesin dilinde “mevsimler değişti ne kış kış gibi ne yaz yaz gibi" diye serzenişler... Peki insan, insan kendi yaşantısındaki dengeden haberdar mıydı?  “Eskiler bir başka” derler. Neden? Çocuk çocukluğuna, büyük büyüklüğüne vakıftı. Neredeyse her çocuk oflamadan ekmek almaya giderdi. Ondan su istediğinde ise yüzünde tebessümle o bir bardak suyu getirirdi. Sofrada her akşam toplanılır, o bayramlarda eller söylenmeden ...

SAKINDIRMA MARİFETİ

Resim
İclal 18 yaşına gireli bir hafta olmuştu. İlkbahar da gelmişti dolayısıyla arkadaşları ile dışarı çıkma isteği artmıştı. Bir gün tek başına çıkmak için izin almak üzere babasının yanına gitti ve babasına umutla baktı. İsteğini kabul etmesini, izin vermesini ümit ediyordu. - Baba, lütfen ben sahil kenarında açılan mekana gitmek istiyorum, sadece bakıp çıkacağım.   " Eğlencenin adresi! Hayat bir gün o da bugün sen de hayattan unutulmaz bir gün yaşamak istemez misin? O zaman bize katıl!" yazıyor reklam panosunda ben de çok merak ettim izlemek istiyorum. Babası bir an sessizce kızına baktı. Bir baba olarak yüreği, kızını koruma arzusuyla doldu, "Boş sözler, insan avlama tuzakları" diye geçirdi içinden ama aynı zamanda bazı derslerin yalnızca deneyim yoluyla öğrenildiğini biliyordu. Kızına ne dese anlamayacaktı, "genç işte kanı kaynıyor, istemeden de olsa izin vermekten başka çare yok" diye düşündü. Hiçbir şey yapmadan da durmak istemiyordu. O an aklına bir şey...

YETERİNCE TEMİZ Mİ?

Resim
Annesinin tatlı seslenişiyle uyanmıştı güne Esra, bugün büyük gündü. Aylardır üzerinde çalıştığı “Görünen ve Görünmeyen Temizlik” konusu hakkında bir seminer verecekti. Daha önce de seminer verdiği olmuştu ama bu başkaydı Esra için. Sunuma hazırlanırken edindiği bilgiler onu da çok hayret ettirmişti. “Bu bilgileri mutlaka duyurmalıyım” diye hedef belirlemişti kendine. Gece yatmadan konuların üzerinden tekrar geçip, son kontrollerini yapmıştı. Sıra o güzel bilgileri aktarmaya gelmişti. Annesinin tekrar seslendiğini duydu; - Esraaa yavrum uyan hadi, aylardır beklediğin güne geç mi kalmak istiyorsun yoksa. Kahvaltı hazır, hadi gel kahvaltını da yap ki daha iyi aktarabilesin sunumunu evladım. - Tamam anneciğim, geliyorum. Şu mis gibi kokuya kim hayır diyebilir ki zaten! Koşar adımlarla banyoya gidip yüzünü yıkadı. Mutfağa geldiğinde şahane bir masa gördü. Annesinin, yaptığı poğaçalar gibi yumuşacık bir kalbi vardı.  Esra ile birlikte o da çok şey öğrenmişti bu süreçte.  Kahvaltıda...

HAYAT GELİŞMENİ İSTER

Resim
Eğer hayat gelişmeni istiyorsa yorar, sıkıştırır, yalnız bırakır, problem yollar. " Neden" değil, "Nasıl" diye sorduğunda problemin cevabının yanı başında olduğunu göreceksin. Unutma! Bir şey toparlanmadan önce mutlaka dağılır. Sadece devam et... & Deneyimsel Tasarım Öğretisi   insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.  & “Meyveyi sonunda aldıysan ağaçtan, Dallara tutunurken… Zorlansan ne fark eder, Zorlanmasan ne? Elin kanasa ve düşsen ağaçtan.. Şifanı veren yerde bekliyorsa, Ve seni yerden kaldıracak olan… Canın acısa ne fark eder… Acımasa ne?” YAHYA HAMURCU & &   KİM KİMDİR İLİŞKİLERDE USTALIK BAŞARI PSİKOLOJİSİ

POTANSİYELİNİ ÖĞRENMEYE VAR MISIN?

Resim
Sürekli başarısızlıkla karşılaştığında, "Benden olmuyor" diyerek pes ettiğinde, "İradesizim, yapamıyorum" diye kendine kızdığında... Bil ki sadece yöntemin yanlıştı, O sen değildin, Henüz gerçek senle tanışmadın... Sakınmaya, Sakındıkça adımlarını sağlamlaştırmaya, Sınırlarını öğrenmeye, Ayrıldığın şeye dikiz aynasından bile bakmadan vedalaşmaya, Var mısın? & Deneyimsel Tasarım Öğretisi   insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.  & “Meyveyi sonunda aldıysan ağaçtan, Dallara tutunurken… Zorlansan ne fark eder, Zorlanmasan ne? Elin kanasa ve düşsen ağaçtan.. Şifanı veren yerde bekliyorsa, Ve seni yerden kaldıracak olan… Canın acısa ne fark eder… Acımasa ne?” YAHYA HAMURCU & &   KİM KİMDİR İLİŞKİLERDE USTALIK BAŞARI PSİKOLOJİSİ

YENİDEN AYAĞA KALKMAK MÜMKÜN MÜ?

Resim
Her imkanını kaybeden...  Kaybettiklerini aramaya başlar...  O geçici mutluluğu ve geçici keyfi... Geçici keyiflerin ardında mutluluğa kapanmıştı kapılar...  İnsan hangi kapıyı çaldığını fark etmeden sonuna geldiğinin sandığı noktada...  Tam da gücü bitiyorken... Tam da "Bitti!" derken...  Yeniden ayağa kalkmak mümkün mü? Ya mümkünse... Seçenekleri ortadan kaldırdığında... İçindeki "SENİ” görebilmenin bir yolu var... Ama önce sen "İçindeki seni” azat etmeye HAZIR MISIN?   & Deneyimsel Tasarım Öğretisi   insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.  & " Her düşmüşün asıl sorusudur...  Peki nasıl değişirim, nasıl toparlanırım sorusu… Bugün; yapabileceğin kadar küçük iyi işleri küçümseyip ertelemeyerek… Bugün; yapamayacağın büyük işlerin hayalinde oyalanmayarak..." YAHYA HAMURCU &   KİM KİMDİR İLİŞKİLERDE USTALIK BAŞARI PSİ...

YA OLMASAYDIN?

Resim
Akşam güneşi yansımaya başlarken pencerelerden, evlerde bir telaş bir koşturmaca olurdu bu günlerde. Sokağa yayılan mis gibi yemek kokuları, mahallenin fırınından gelen buram buram pide kokusunun peşinde kuyruk oluşturan çocuklar.  Ali'lerin evinde de bir koşturmaca vardı. Herkes bir işin ucundan tutmuş koşturuyordu. Ali ise babaannesinin yanında oturmuş duasının bitmesini bekliyordu. Soracağı sorular vardı.  - Babaanne arkadaşım oruç tutacakmış ben de oruç tutmak istiyorum ama neresinden tutmam gerekiyor?  Babaanne torunu Ali'nin başını okşayarak gülümsedi.  - Bir yılda 12 ay vardır yavrucuğum. Bunlardan bir tanesi çok kıymetlidir. Kıymetini biz ölçemeyiz. Ah evladım keşke biz de kıymetini tam olarak bilebilseydik. - Hangi ay babaanne merak ettim, adı ne? - Merak et ki öğrenebilesin evladım. Bu ay ne kadar güzel bir aydır bir bilsen. Bu ayda yapılan her şey çok kıymetli. Ettiğin tebessüm, yaptığın yardım, çocuklara sevgin, yaşlılara hürmetin, anne babana yapıp ettik...

SADECE “UZAK DUR” DENMİŞTİ

Resim
İnsanoğlu ister, İnsanoğlu bazen kendi dışında herkesten bir şey bekler, İnsanoğlu “Haydi yapalım!” der ve yapar, Ama insanoğlu “Uzak dur!” denildiğinde, duramaz. Uzak durması gerekenler istekleriyse eğer, Yaklaştıkça yaklaşır, Hem de yavaş yavaş, fark etmeden…   Her yaklaşma aynı zamanda zıddından da uzaklaşmadır, Her yaklaşma aynı zamanda daha da istemektir, Bazı yaklaşmalar problem ve güç kaybetmektir. Daha çok sorun, daha çok beklenti, stres ve acı demektir. Önemli olan neye yaklaşığın, nelerden uzaklaştığındır. O acıya rağmen yine de ister insanoğlu, Hem de istememesi gerekeni, O acıya sebep olanı ister, sebep olduğunu fark etmeden. Neden ister ki eğer acı varsa sonunda? Bilmez mi her isteğinin ona hak olmadığını? O isteğin dibinde, iradenin, söz hakkının olmadığı yerde. Kendi özgürlüğünü kendi tutsak eder hale getirdiğini  Bilmez miydi insan… İnsanın her isteyişi, başka isteklere,  Her uzak durmayışı başka yakınlaşmalara gebe olur… Başka zararlara, başka mutsuzlukla...

HER İSTEDİĞİNİ YAPMAK MIYDI ÖZGÜRLÜK?

Resim
İnsanların dikkatini çeken ve aklında yer eden bir siması vardı. En dikkat çekici özelliği ise siyah ve mor karışımı olan saçlarıydı. Herkesin ona bakmasına alışmıştı Arzu ama o sadece telefonuna bakar, kafasını bile kaldırmazdı. Her zaman kendi yolu, kendi seçimi ve kendi fikirleri vardı. Arzu, kendi istediği şekilde yaşardı hayatını. Ne de olsa özgürdü bu hayatta … Üniversiteye başlamasıyla birlikte farklı bir şehre gitmiş ve aile evinden de ayrılmıştı. Üniversiteyi bitirmekte de zorlanıyordu. Ona göre bir yerde sabahtan akşama çalışmak özgürlüğünü kısıtlayan bir şeydi. Özgür olabileceği bir iş ve ortamı istiyordu. Sonunda sevebileceği bir iş bulmuştu, internette içerik üretiyor ve insanlara gösteriyordu. Bundan bir de para kazanıyordu. Bu iş bayağı onun vaktini almaya başlamıştı. Bu yüzden üniversiteyi de uzatmıştı hatta. Son iki yılda o kadar değişmişti ki ailesi bile görse tanıyamayabilirdi. Telefonunda uzun süre vakit geçirmeyi severdi, yeni diziler ve filmler izleyerek ...

ÜMİT

Resim
   ''Zıırrr! Zıırr!''... Alarmı kapatıp yatağından kalktı. Ayaklarını sürüyerek banyoya gitti. Tartının üstüne çıktı: "Üff ya yine kilo almışım!" dedi yüzünü ekşiterek. Selda 4 yıldır yabancı bir şirkette asistan olarak çalışıyordu. Yorucu bir işi vardı. Sık sık patronuna yurt dışı seyahatlerinde eşlik ediyordu. Yoğunluktan çoğu zaman sandviç ya da abur cubur ile karnını doyuruyordu.  İşi geç vakitte bittiğinde de yatmadan önce bir şeyler atıştırıyordu. Kilo almayıp ne yapacaktı? Zaten hiçbir zaman ince bir bedene sahip olamamıştı. Biraz da ipin ucunu kaçırınca hemen aldığı kilolar dışarıdan kendini belli ediyordu... Bahanesi ise "Su içsem yarıyor" demek oluyordu… Yine bir sabah annesi, ''Seldaa! Hadi kızım kahvaltı hazır, bak krep yaptım sana,'' diye seslendi mutfaktan. -Kahvaltı etmeyeceğim, dedi keyifsiz keyifsiz... -N’oldu kızım hasta mısın, neden kahvaltı etmiyorsun? -Diyet yapacağım. Yine kilo almışım... -Aman, bırak kızım sabah...