BİZİM YÖNÜMÜZ NEREYE?
Bir İstanbul sabahında dar sokakların üzerine altın rengi bir ışık serpiliyordu. Üsküdar’ın üzerinden esen rüzgâr ağaçların dallarını hafifçe kımıldatıyor, fırınlardan çıkan taze ekmek kokusu havaya yayılıyordu. İnsanlar işlerine yetişmek için koşuşturuyor, dükkânlar birer birer açılıyordu. Bu hareketliliğin ortasında, eski bir virane sessizce ayakta duruyordu. Taşları gevşemiş, duvarları eğilmişti. Köşedeki yüksek duvar ise uzun süredir hangi yöne devrileceğini bekler gibiydi. Mehmet Amca, her geçtiğinde bu duvara uzun uzun bakar, ibret alırdı. O gün de durdu, dikkatle seyretti. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Çevreden geçen çocuklardan biri annesine fısıldadı: Anne bu amca neden hep duvara bakıyor? Kadın başını salladı: O Mehmet amca evladım. Başkasının göremediğini görür. Tam o sırada derinden bir çatırtı duyuldu. Çatlaklardan küçük taşlar yuvarlandı, ardından koca duvar büyük bir gürültüyle yere çöktü. Toz bulutu havaya karıştı, sokak bir anlığına sisle örtüldü. İnsanlar şaşkı...