Kayıtlar

sabır etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MÜHLET VEREBİLMEK

Resim
Can yine trafiğe çıkmıştı ve sinir harbi devam ediyordu. Her seferinde arıza tiplerin kendini bulması tesadüf müydü? Önündeki araç cep telefonuyla konuşuyor ve en sol şeritte yavaş yavaş gidiyordu. “Babasının yolu nasıl olsa!” diye öfkeyle söylendi. Öndeki araca selektör yapıyordu ama kimin umrundaydı? O sırada telefonu çaldı. Nasılsa yavaş yavaş gidiyoruz açayım diye düşündü. Telefonda eşi Fatma, birinci sınıfa giden kızından dert yanıyordu. “Canım bir an önce eve gel nolur, ben bu kıza ödev yaptıramıyorum. Anlatıyorum anlatıyorum anlamıyor!” Can Bey eşini dinleyip gazını aldıktan sonra derin bir nefes çekti ve “Hayatım geliyorum, biraz sabırlı ol, bu daha yedi yaşında bir çocuk. Sen kendi çocukluğunu düşün, okuma-yazmayı bir haftada mı öğrenmiştin? Ben ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum. Kızımız da öğrenecek, biraz ona mühlet ver, az kaldı geliyorum inşallah” dedi ve telefonu kapattı.  Seyir halindeyken insan durup düşünemediği birçok şeyi düşünebiliyordu. Can geçmişine doğru git...

DOKUZ MİL

Resim
Dokuz mil… Ne kadar da kısa bir mesafe aslında. Bir tekneyle, bir kuşla, bir dalgayla aşılacak kadar yakın. Ama bizim için dokuz mil, bazen bir ömür kadar uzak. Biz bekliyorduk. Bir çocuk belki “Anne, ne zaman gelecek?” diye soracaktı. Ama annesi artık cevap veremiyor. O yüzden başını kaldırıp gökyüzüne soruyor şimdi: “Ne zaman gelecek?” O gemiyle birlikte gelecek olan sadece un, ilaç, battaniye değildi. O gemiyle birlikte “Biz unutulmadık.” hissi gelecekti. Umut gelecekti. Bir oyuncak bile olsa, bir parça neşe gelecekti. Ama korkunun gölgesinde büyüyen çocuklar artık oyuncağı bile unuttu. Küçük yürekler, gergin uykularda sabrı öğreniyor. Korkuyla ama imanla büyüyorlar. Ve biz biliyoruz ki, o gemi sadece denizi aşmıyordu. Kalpleri, vicdanları, gözleri aşarak bize doğru geliyordu. Karanlığı yarıp, aydınlık bir sabahın umudunu taşıyordu. Sonra bir sabah… Bir haber geldi: Ateşkes! Bir anlık sessizlik oldu; kimse nefes alamadı. Çocuklar birbirine baktı, yarı sevinç, yarı kaygı dolu gözlerl...

FESTİVAL HAZIRLIĞI

Resim
Necati ve Alpay uzak köylerden birinde yaşayan iki kardeşti. Necati, her zaman sabırlı ve çalışkan bir çocuk olmuştu. Hızlı tepkiler veren biri değildi.  Tarla işlerinde babasına yardım ederdi. Tarladaki işi bitince hayvanlarla ilgilenir onların yemlemesini yapardı. Eve gelince de annesine sofra hazırlamaya yardım ederdi. Çalışmayı çok sever, her işi elinden geldiği kadar yapardı. Zorlansa da bir çözüm bulur, yılmadan devam ederdi. Necati başladığı işi yarıda bırakmaz, bittiğini görürdü. O yüzden babası Necati’yle iş yapmayı severdi.  Alpay ise her zaman hayatı biraz daha kolaylaştırmanın peşindeydi. O, çok fazla çalışmak yerine genellikle keyfini sürmeyi, oyun oynamayı ve eğlenmeyi tercih ederdi. Alpay’ın hayatında zorluklar yoktu. Babası Alpay’ı tarlaya götürdüğünde daha işe başlamadan;  “Ne zaman gideceğiz, ben çok sıkıldım” diye söylendiğinde, babası da;  “Daha yeni geldik oğlum, biraz işin hakkını ver bakalım. Daha alnından ter bile akmadı ki” derdi. Bizim Alpay...

SABIR NEDİR?

Resim
Anne doğuma kadar sabreder. Çiftçi tohumu eker, hasadı alana kadar sabreder. Bir öğrenci sınava girer, sınav sonucu açıklanana kadar sabreder. Yeni evlenecek kız o çok beğendiği gelinliği giymek için sabreder. Peki sabır nedir?   & Deneyimsel Tasarım Öğretisi   insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.  & “Meyveyi sonunda aldıysan ağaçtan, Dallara tutunurken… Zorlansan ne fark eder, Zorlanmasan ne? Elin kanasa ve düşsen ağaçtan.. Şifanı veren yerde bekliyorsa, Ve seni yerden kaldıracak olan… Canın acısa ne fark eder… Acımasa ne?” YAHYA HAMURCU & &   KİM KİMDİR İLİŞKİLERDE USTALIK BAŞARI PSİKOLOJİSİ  

BİRAZ YAVAŞLAR MISIN?

Resim
O gün havalimanı kapısından koşa koşa içeri girerken güvenlik bile seslenmişti arkasından... Biraz yavaş olur musunuz?  Onun için yavaş olmak zordu… Yavaş insanlara da tahammül edemezdi. Hayat da sanki inadına hemen burnunun dibine vermişti… Kocası ve kızını, işte tam da onun zıttını. “Ne vardı biraz hızlı hareket etselerdi…” Selen güvenlikten geçtikten sonra hızlıca uçağa binmek üzere bilet kontrol işlerini halletmiş, uçuş kapısına ulaşmıştı. Ancak beklediği uçuşun rötar anonsunu duyduğunda sinirinden kıpkırmızı olmuştu. Gideceği yere çabuk ulaşmak varken şimdi olacak iş miydi bu? Kendi kendine söylene söylene yürümeye başladı. Adımları her zamanki gibi hızlı ve telaşlıydı. Yanından geçen küçük kızın elindeki meyve suyuna dikkat etmemiş, yanlışlıkla çarpmıştı. Kızın annesi: “Yavaş olun lütfen hanımefendi!” dediğinde kendine geldi. ‘Sanki herkes bana karşı sözleşmiş…’ der gibi baktı. Özür diledi ve devam etti yoluna. Kadın hala söyleniyordu arkasından. Kahve alıp bir yere oturdu. İ...

HER ŞEY İÇİN ÇOK MU GEÇ?

Resim
Her zaman uyanmakta zorlandığı vakitte bugün ilk kez kendiliğinden gözlerini açmıştı Nilgün. Havaya baktı ve seher vaktinin güzelliğine gülümsedi. Aslında pek de gülümseyecek hali yoktu. Aylardan aralık değildi ama onun için epeyce uzun bir gece oldu. Yarısı uyumakla yarısı düşünmekle geçen bir gece… Nilgün’ün sakin, dingin bir hayatı ve sevdiği bir işi vardı. Yaşadığı hayattan ve halinden memnundu. Ancak ailesi artık evlenmesi gerektiğini düşünüp bu konuda çok baskı yapıyordu. Aslında isteyeni de pek çoktu. Ama o biraz daha beklemek istiyordu. Kendince hedefleri olsa da bu baskılar altında bunalıyordu. Yine böyle bir zamanda bir teklif almıştı.  Necati Bey, bakımlı, boylu poslu, iyi bir ailenin çocuğuydu. Referansı da sağlamdı. Nilgün de ısrarlara dayanamayıp tanışmayı kabul etti. Ve her görüşmede Necati’nin ihtiyaç görmesi, cömertliği ve doğru davranışları onun hoşuna gidiyordu. En sonunda da evlilik teklifine “Evet” dedi.  Fakat büyük bir sıkıntı vardı. Yaşanan ekonomik kri...