Kayıtlar

sakınma etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

EY İNSAN, SAKIN SAPMA YOLUNDAN!

Resim
Küçükken annem sıkı sıkı tembihlerdi; “Kızım, sakın bilmediğin yollara sapma, uzak dur!” diye. Üstümde incecik bir mont, sırtımda 4. sınıfa kadar kullanmam gereken kocaman bir çanta… Henüz birinci sınıftaydım ve okula kendim gidip gelmem gerekiyordu. Okulumuz sabahçı ve öğlenci diye ikiye ayrılırdı. Öğlenci olunca haliyle kışın okul çıkışlarımız karanlığa denk gelirdi. İlk birkaç gün okuldan annem gelip almıştı beni. Sonraları gelememişti, evde iki küçük kardeşim vardı ve onları yalnız bırakamıyordu. Ben de evin büyük kızı olarak tek başıma okula gidip gelmek zorunda kalırdım o karanlıkta.  Korkardım karanlıktan, arka sokaklardan. Yanlış bir sokağa saparım da annemin dediği gibi başıma bir şey gelirse diye ödüm kopardı. Sahi, karanlıktan neden korkar insan? Karanlıklar örter kötülüğü, kötüyü. Şehrin kirli sokaklarını, insanların kirli taraflarını, suçlarını, yanlışlarını… Saklar önüne çıkabilecek tuzakları. İnsanlar için sığınaktır karanlık. Peki, karanlık mıdır suçlu olan? Hayır, ...

SAKINDIRMA MARİFETİ

Resim
İclal 18 yaşına gireli bir hafta olmuştu. İlkbahar da gelmişti dolayısıyla arkadaşları ile dışarı çıkma isteği artmıştı. Bir gün tek başına çıkmak için izin almak üzere babasının yanına gitti ve babasına umutla baktı. İsteğini kabul etmesini, izin vermesini ümit ediyordu. - Baba, lütfen ben sahil kenarında açılan mekana gitmek istiyorum, sadece bakıp çıkacağım.   " Eğlencenin adresi! Hayat bir gün o da bugün sen de hayattan unutulmaz bir gün yaşamak istemez misin? O zaman bize katıl!" yazıyor reklam panosunda ben de çok merak ettim izlemek istiyorum. Babası bir an sessizce kızına baktı. Bir baba olarak yüreği, kızını koruma arzusuyla doldu, "Boş sözler, insan avlama tuzakları" diye geçirdi içinden ama aynı zamanda bazı derslerin yalnızca deneyim yoluyla öğrenildiğini biliyordu. Kızına ne dese anlamayacaktı, "genç işte kanı kaynıyor, istemeden de olsa izin vermekten başka çare yok" diye düşündü. Hiçbir şey yapmadan da durmak istemiyordu. O an aklına bir şey...

POTANSİYELİNİ ÖĞRENMEYE VAR MISIN?

Resim
Sürekli başarısızlıkla karşılaştığında, "Benden olmuyor" diyerek pes ettiğinde, "İradesizim, yapamıyorum" diye kendine kızdığında... Bil ki sadece yöntemin yanlıştı, O sen değildin, Henüz gerçek senle tanışmadın... Sakınmaya, Sakındıkça adımlarını sağlamlaştırmaya, Sınırlarını öğrenmeye, Ayrıldığın şeye dikiz aynasından bile bakmadan vedalaşmaya, Var mısın? & Deneyimsel Tasarım Öğretisi   insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.  & “Meyveyi sonunda aldıysan ağaçtan, Dallara tutunurken… Zorlansan ne fark eder, Zorlanmasan ne? Elin kanasa ve düşsen ağaçtan.. Şifanı veren yerde bekliyorsa, Ve seni yerden kaldıracak olan… Canın acısa ne fark eder… Acımasa ne?” YAHYA HAMURCU & &   KİM KİMDİR İLİŞKİLERDE USTALIK BAŞARI PSİKOLOJİSİ

YA OLMASAYDIN?

Resim
Akşam güneşi yansımaya başlarken pencerelerden, evlerde bir telaş bir koşturmaca olurdu bu günlerde. Sokağa yayılan mis gibi yemek kokuları, mahallenin fırınından gelen buram buram pide kokusunun peşinde kuyruk oluşturan çocuklar.  Ali'lerin evinde de bir koşturmaca vardı. Herkes bir işin ucundan tutmuş koşturuyordu. Ali ise babaannesinin yanında oturmuş duasının bitmesini bekliyordu. Soracağı sorular vardı.  - Babaanne arkadaşım oruç tutacakmış ben de oruç tutmak istiyorum ama neresinden tutmam gerekiyor?  Babaanne torunu Ali'nin başını okşayarak gülümsedi.  - Bir yılda 12 ay vardır yavrucuğum. Bunlardan bir tanesi çok kıymetlidir. Kıymetini biz ölçemeyiz. Ah evladım keşke biz de kıymetini tam olarak bilebilseydik. - Hangi ay babaanne merak ettim, adı ne? - Merak et ki öğrenebilesin evladım. Bu ay ne kadar güzel bir aydır bir bilsen. Bu ayda yapılan her şey çok kıymetli. Ettiğin tebessüm, yaptığın yardım, çocuklara sevgin, yaşlılara hürmetin, anne babana yapıp ettik...

SADECE “UZAK DUR” DENMİŞTİ

Resim
İnsanoğlu ister, İnsanoğlu bazen kendi dışında herkesten bir şey bekler, İnsanoğlu “Haydi yapalım!” der ve yapar, Ama insanoğlu “Uzak dur!” denildiğinde, duramaz. Uzak durması gerekenler istekleriyse eğer, Yaklaştıkça yaklaşır, Hem de yavaş yavaş, fark etmeden…   Her yaklaşma aynı zamanda zıddından da uzaklaşmadır, Her yaklaşma aynı zamanda daha da istemektir, Bazı yaklaşmalar problem ve güç kaybetmektir. Daha çok sorun, daha çok beklenti, stres ve acı demektir. Önemli olan neye yaklaşığın, nelerden uzaklaştığındır. O acıya rağmen yine de ister insanoğlu, Hem de istememesi gerekeni, O acıya sebep olanı ister, sebep olduğunu fark etmeden. Neden ister ki eğer acı varsa sonunda? Bilmez mi her isteğinin ona hak olmadığını? O isteğin dibinde, iradenin, söz hakkının olmadığı yerde. Kendi özgürlüğünü kendi tutsak eder hale getirdiğini  Bilmez miydi insan… İnsanın her isteyişi, başka isteklere,  Her uzak durmayışı başka yakınlaşmalara gebe olur… Başka zararlara, başka mutsuzlukla...

HAREKET BEREKETMİŞ

Resim
İnsan ki, Yapıp ettikleriyle nasıl bir canlıymış böyle! Seçimleriyle yücelip, Yine seçimleri ile düşebiliyormuş meğerse. Gelecek için atılan bir tohummuş öyleyse, Hayırdaki tek bir kararı bile. Kendisine atılan pasları gole çeviren de, Yine kendisiymiş meğerse. İnsan ki, Bir sakınma makinesi aslında, isterse. Yaptıklarının yanına sakındıklarını eklediğinde, Golleri taşıyacakmış onu bir üst lige. Verilenlerle birlikte, Verilmeyenlere de şükrettiğinde, Anlayacakmış teslimiyetle, Verilenler neymiş meğerse.   İnsan ki, Umudunu kaybetmediğinde,  Düşmeyi de kalkmayı da bildiğinde, Varacağı yerle birlikte Gideceği yolu da sevdiğinde, Hatırlayacak o zaman, Gelme sebebini düşünürse… İnsan ki, Kendisine verilen potansiyeli bir bilebilse, Dönüşebileceği kişiyle arasındaki engelleri bir aşabilse, O başarının, mutluluğun tadını bir alabilse, Erecekmiş varacağı yere, Hem de daha bitmeden süre. Yeter ki inan, Çünkü öyle varacak kabule. Ve yine dönecek her şey başladığı yere, O da hayırdaki h...

SAKIN SAKINABİLİRSEN

Resim
Denizden çek oltanı,  Duvara as baltanı. Hoş geldi sefa geldi, On bir ayın sultanı. Dua eksilmez dilden,  Kaşık düşmez elden,  Haydi çekinme ye,  Ekmek elden, su gölden. İnsan, hayatta bazen neye yaklaşacağını neyden uzak duracağını bilemez. Hayır diyemediğimiz o baklava dilimi, ‘Allah’ım böyle bir lezzet olamaz!’ diye tadına dayanamadığımız iskender, Güzel bir yuvalama çorbasına hayır diyen çıkar mı aramızda?  Bak şimdi, mantı mı dedin sen? Yemekten sonra şöyle bir köpüklü kahve... Çaysız yapamam mı diyorsun? Dur, dur! O tartışma programında adam düşüncesizce konuştu diye bağırma. ‘Ay, gel komşu gel. Gıybet zamanı. Ne haberlerim var sana.’ ‘Gel abla gel. Fırından yeni çıkmış mis gibi, daha neler var neler. Taptaze bunlar.’ diyerek bir aylık ürünleri pazarlayanlar… Organik adı altında kimyasal ya da paketli ürünü önümüze sunanlar… İnsan neye yaklaşmalı neyden uzaklaşmalı acaba? Gerçek olan neydi? Her şeyin birbirine girdiği, yanlış olanın normalleştiği bu dönemd...