ŞERBET

Kilometrelerce uzaklıkta Adıyaman’ın şirin bir köyünde öğretmenlik yapıyordu Mehmet. Annesi Şengül teyze vefat edince babasını da alıp memleketine yerleşmişlerdi. Şengül teyze mahallenin Şengül’üydü, ilişkileri kuvvetliydi. Yaşlılığında çok hasta olduğu dönemlerde bile evinin penceresinden tebessümüyle bakar, gelene geçene hal hatır sorar ikramlarda bulunurdu. Tıpkı Mehmet’i yetiştirdiği gibi mahallenin çocuklarıyla da ilgilenir, küçük görevler verirdi. Kimine örgü örmeyi öğretmiş, kimine güzel kek yapıp komşulara ikram etmesini. Erkek çocuklarına ise marketten poşetlerini taşıtırdı. Sonra da onlara güzel şerbetlerinden ikram ederdi. Ne çok isterdi annesinin bu günleri görüp onunla gurur duymasını. Bir anne ne isterdi ki başka. Küçüklüğüne dair hatıraları hep güzeldi Mehmet’in. Soba başında annesine o gün yaşadıklarını anlatmaya bayılırdı. Konuşmayı sever, her detayı hatırlardı. Annesi de onu dinlerken yorgun ama tebessümlü gözlerle dinlerdi. Mehmet gözlemlemeyi, deneyim çı...