Kayıtlar

hayat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

SABAH, AKŞAMDAN BELLİ OLURMUŞ

Resim
Yıllar süren bir çabanın sonucunda Aylin, hayalindeki butiği açabilmişti. Mutluydu ancak işinde yeniydi ve daha öğrenmesi gereken birçok detay vardı. Bir yandan da “Düzen nasıl kurulur? Temizlik ne zaman yapılmalı? Stok kontrolü nasıl sağlanır?” gibi sorular kafasını meşgul ediyordu. Birkaç kişiye danışmıştı elbette ama yine de içinde şüpheler vardı, zamanla görecekti. Aylin, butiğinde ilk haftasını geçirmişti. İnsanlar gelmiş, ürünleri genel olarak beğenmiş görünüyorlardı. Bazıları satın almış bazıları da sadece bakıp çıkmıştı. Çoğu müşteri kıyafetlere dokunuyor, kimisi deniyor kimisi de sadece askıları karıştırıyordu. İster istemez mağaza rafları ve askılıklar karışıyordu. Aylin butiğine özen gösteriyordu. Çıkan her müşteriden sonra adeta izlerini silercesine arkalarından hemen toparlıyordu. Bir cumartesi günü butik öylesine yoğundu. Aylin, her akşam yaptığı temizliği yapamadan yorgunluktan bitap düşmüş şekilde eve gitti. Butiği olduğu haliyle bırakmıştı. Trafikten dolayı eve...

HAYAT AJANDASI

Resim
Her şey kontrolümde mi?  Derya, kariyerinde oldukça başarılı, çalışkan ve planlama konusunda usta bir CEO asistanıydı. Sadece kendi hayatını değil, patronunun yoğun iş temposunu da büyük bir titizlikle yönetiyordu. Toplantıları organize ediyor, dosyaları kusursuzca hazırlıyor, zamanlamayı neredeyse bir saat gibi yönetiyordu. İşinde gösterdiği özen ve profesyonellik, onun sadece patronunu değil, çevresindeki herkesi de etkiliyordu. Derya, şirketin göz bebeğiydi.   Şimdiden, patronu Ömer Bey’in iki yıllık tüm toplantıları, işleri, projeleri, imza atılacak dosyaları, yurt dışı seyahatleri hepsi planlanmıştı. Biletler alınmış, rezervasyonlar yaptırılmış, kuru temizleme düzeni bile ona göre ayarlanmıştı. Derya, kendi hayatını da çok planlı ve programlı yaşamayı sever. Kiminle ne zaman ne kadar süreyle görüşeceğini önceden belirler ve ajandasına kaydederdi. Ajandasını her gün kontrol eder ve ona göre hareket ederdi. Birden fazla ajandası olup, iş yeri için ayrı, kendisi için ayrı, a...

BİRİ OLMALI İNSANIN HAYATINDA

Resim
  Biri olmalı insanın hayatında, Hem de her an,  Hem yerde hem gökte, Tek olsan da yalnız hissettirmeyen… Bazen düşünceli olduğunda, Bazen buğulu gözlerle gökyüzüne bakıp halini anlattığında, Minicik bir şeyle yüzünü güldüren, Bir yabancı ile ihtiyacını giderip yanında hissettiren, Gözle görülmediği halde, görmek istediğin her yerde var olan, Ve her an gözeten, Biri olmalı insanın hayatında... Konuşup dertleşirken seni bıkmadan dinleyen, Acını, kederini yalnız O’na anlatabildiğin, Verilen sözlerden döndüğünde bile hakkını bağışlayan, Son ana kadar ümit kapılarını açık tutan, Bazen bir aracı ile motive eden, Bazen bir aracı ile uyaran, Bazen uğraştığın probleminin çözümünü duyuran, Tam bitti derken önüne ışık tutan, Sadece söylediklerini değil, Söylemediklerini, dile getiremediklerini de bilen, Üstelik her şeyi işiten ve gören, her şeye şahitlik eden, Biri olmalı insanın hayatında... Kalpler acıdığında ve üzüldüğünde, Teselli eden, Her daim en çok sevilen ve özlenen, Yalnız O’n...

KENDİNE YOLCULUK

Resim
Elini çenesine koymuş, başını da hafifçe cama yaslamış dışarıyı izliyordu. Hava soğuktu ama gördüğü manzaralar içini ısıtıyordu. Uzun zamandır hayal ettiği şeyi yaşıyordu Zeynep. Tam da o sıra bembeyaz karla kaplı dağın etrafında dolanıyordu tren. Ne iyi etmişti de doğum gününde böyle bir hediye düşünmüştü annesi.  Doğuya giden bir tren yolculuğuna kim hayır diyebilirdi ki zaten. Bir de bunu onun adına birinin düşünmesi kadar güzel bir şey olmasa gerekti. Hayat yolculuğunda, insanın elde edeceği en büyük imkanlardan biriydi, iyi bir anne babaya sahip olmak... Düşündü Zeynep, şükretti… Dünyaya geldiği için… Annesi için… Bu yolculuk için... Hayat yolculuğunda sürekli desteklendiği için... Öylesine müteşekkirdi ki… Hissettiği mutluluğun bir tarifi yoktu... Bu tren gezisinde yolculuk yapan bir tek Zeynep değildi elbette. Hemen yan vagonda ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş Ayşen vardı. İki ay önce planlamıştı bu yolculuğu sevdiğiyle. Evlilik planları yaptığı zamanlarda nerden bileb...

TEK KİŞİLİK HAYAT MI? YOKSA…

Resim
Kendi dünyasında kurduğu düzenli bir hayatı vardı Meltem’in. Yıllarca görev yaptığı o kıyı köyünde tek başına dört yılı geçirmişti. Kendi ekmeğini kendi yapmış, tüm sorumlulukları tek başına üstlenmişti. Mutfak işlerinden anlamazken zamanla çeşit çeşit yemekler hatta mezeler yapmaya başlamıştı. Öyle korktuğu kadar zor gelmemişti mutfak işleri. Geçen dört yıl neler neler katmıştı kendisine. O eski Meltem’den eser yoktu.  Dört yılın sonunda beklediği tayin süreci açıklanmıştı. Büyük şehre çıkmıştı tayini. Meltem önce bocaladı, garip bir korku sardı içini. "Nasıl olurdu ki kalabalık şehirde hayat? Alışabilir miyim acaba?" diye düşüncelere dalmıştı. En son geldiği bu köye de zor alışmıştı ama yapacak bir şey yoktu. Neyse ki insanları anlayışlıydı, köy ortamına alışması uzun sürmemişti.  Kurduğu düzenin bozulmasını istemese de tayini ile taşınma süreci gerçekleşmişti. Taşınalı bir süre olmuştu, köyünü ve oradaki düzenini özlese de büyük şehre de uyumlanmaya çalışıyordu. Ara ara da...

YİNE Mİ GEÇ KALDIM?

Resim
Koştura koştura inmişti merdivenlerden Aslı. Tıpkı ilkokul zamanındaki gibi. İlkokula giderken de hep böyleydi. Arkadaşları önden iner Aslı ise hep geç kalıp koşarak inmek zorunda kalırdı. Ne günlerdi diye gülerek hızlıca indi merdivenleri.  Hayatımızda bazı dönemler vardır. İçimizde hep bir sıkışıklık hissederiz ya işte o dönemler. Biriken bir sürü iş. Ev ayrı, okul ayrı, iş ayrı, çocuk ayrı, görevler, dersler. Bir de bireyselde yapmak istediğimiz ama başlamaya zaman bulamadığımız şeyler vardır. Yapmaya çalıştığımızda ise bir yerden tutarız diğeri kalır. Bu sefer de “eyvah ya çok az zaman kaldı, yine geç kaldım, yine geç kaldım!!” diyerek telaşa düşeriz. Durum böyle olunca bazen devam bile edemeyiz. Oysa en başında hepsi için çok güzel planlarımız vardı. İnsan neden geç kalır ki? İnsan bu hayatta bir şeylere erken başlamadığında; güne, dinlenmeye, eğlenmeye, sevmeye, sevilmeye de geç kalıyor işte.  Bu ders kolay nasıl olsa yaparım deyip ertelediğimiz ödevler yığılıyor ve o ko...

YANLIŞ İLİKLENEN DÜĞME

Resim
Hayat…  İnsana verilen ve insanın da aslında en sevdiği… Kimi zaman yanlış iliklenen düğme gibi…   O sahne öyle bir sahne ki…  Her şey yolundayken ne kadar da yaşanılası, kelebekler misali,  “Yaşamak ne güzel şey” dediği… Hep böyle gitsin ister insan, hiç bozulmasın,  “Aman ağzımızın tadı kaçmasın”  “Dümenimiz kırılmasın…”  Halbuki ne kıymetli rol ve sahne verildi insana…  Peki insan o kıymetli sahnenin değerini nasıl anlar?   Hiç kazanılmamış bir mücadelenin tadını nerden bilebilir?  Elbette bilemez, bilmesi için sorular gönderilir.  Sorular sorun olmaya başlayınca yanlış iliklenir düğmeler…  Her soru problemdir aslında ve her problem de gizlenen bir şifadır. Ama düğmeler yanlış iliklenince görebilmek mümkün mü? Ya duyabilmek? Ya sezebilmek?  Her problem şifası ile gelir…  Tıpkı kıştan sonra yazın gelmesi gibi…  Tıpkı karanlık bir tünelden aydınlığa çıkmak gibi…  Ve hatta hastalıktan sonra tekrar ...