Kayıtlar

RAHATIM BOZULDU ANNE - Bölüm 2

Resim
“Rahatlık bir tuzaktı…” bunu sonradan fark edebildi Alp. Artık sırtını yaslayacağı rahat yastık görevini gören babası hayatta değildi. Alp’in doğumundan itibaren yaşadığı hayat gözünün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Sürekli olarak babaannesinin söylediği sözler aklına geliyordu.  “İnsana yaslanma ölür, ağaca yaslanma çürür. El atına binen yarı yolda iner.” Ne kadar güzel şeyler anlatmış ama çocuk yaşta fark edememişti Alp.   Yaşanacakları babaannesi öngörebilmişti aslında.  Şimdi ise bir şeyler yapmalıydı ama ne yapacaktı? Annesi ile Alp dipsiz bir kuyuya düşmüşlerdi. Yaşamlarını devam ettirebilmeleri için kuyudan çıkmaları gerekiyordu. Peki nasıl çıkacaklardı? Kuyuya düşenler sürekli kuyuda mı kalıyordu? Kışın yağan karlar baharda çiçek açacaktı en nihayetinde… Alp’in de baharı gelecekti ama nasıl? Hareket etmeliydi. Hareket bereketti. Bir başlangıç gerekiyordu. Bu Alp’in başlangıcı olacaktı.  Birden gözünün önüne yıllar önce yaşadığı mahalle geldi. ...

MUS’AB BİN UMEYR - 2. BÖLÜM

Resim
Bir Ziyaretle Başlayan Değişim Kimdi, bir servetten vazgeçip değerli olan insan? Mekke’nin en zengin ailelerinden birinin göz bebeğiydi Mus’ab bin Umeyr. Onu gören dönüp bir daha bakardı. Öyle dikkat çekiciydi ki giydiği kıyafetleri Mekke sokaklarında başkasının üstünde görmek mümkün değildi. Sürdüğü miskler başka kimsede yoktu. Ama gün geldi, Mus’ab bu dünyaya bir parça kumaşla veda etti. Ne olmuştu da servet içinde doğan Mus’ab, geriye sadece bir kefenle kalmıştı? Her şey bir ziyaretle başlamıştı. Arkadaşı Ebu Huzeyfe’nin evine gittiğinde, orada yeni bir anlatıyla karşılaştı. Ebu Huzeyfe, El-Emin lakaplı Muhammed’in sözlerini aktarıyordu. Sadece bir peygamber değil; doğruluğuyla tanınan, adaletiyle bilinen bir adam… İlk anda Mus’ab hemen kabul etmedi. Önce kendisi görmeli ve test etmeliydi, neyi neden seçtiğini bilmeliydi... Anlamadan, görmeden bir şeye “evet veya hayır” demek insanı orada kalıcı yapmazdı. Bu yüzden Hz. Muhammed’i bizzat görmek istedi. Gizlice Darü’l-Erkam’a gidip on...

ATIKLAR ÇÖP DEĞİLDİR GENÇLER

Resim
Leyla her anlamda çalışkan bir öğretmendi. Arkadaşları ve çevresindeki kişiler, onun bu başarıyı nasıl elde ettiğini de merak ediyorlardı. Sürekli bir hareket halindeydi. Bazıları eleştiriyor, bazıları da ondan deneyim almaya çalışıyordu. Okulda birçok konuda görev almaktan kaçınmazdı. Pano hazırlamayı çok severdi. Kullandığı eşyaları çok dikkatli seçer ve israftan sakınırdı.  Arkadaşları; “Ne gerek var bu kadar detaya? Okul zaten masrafları karşılıyor. Sen neden bu kadar kendini yoruyorsun?” derken, Leyla öğretmen ise, “Atıkları değerlendirmek hoşuma gidiyor. Bunlar hazır olanlardan daha kıymetli. Hem de tasarruflu” derdi. Gün bittiğinde kendi kendine sorardı, “Bugünüm nasıl geçti? Öğrencilerime faydalı olabildim mi?” Bu soruları cevapladığında zihni hemen diğer şeylerle meşgul olurdu. "Yarın ne yaptırabilirim acaba?" diye düşünürdü. Çünkü yaptırdığı çalışmalar atıklarla ilgiliydi. İlk derslerinde çocuklarla şöyle diyaloglar olurdu; - Çocuklar, yapacağınız bütün projelerde a...

EY İNSAN, SAKIN SAPMA YOLUNDAN!

Resim
Küçükken annem sıkı sıkı tembihlerdi; “Kızım, sakın bilmediğin yollara sapma, uzak dur!” diye. Üstümde incecik bir mont, sırtımda 4. sınıfa kadar kullanmam gereken kocaman bir çanta… Henüz birinci sınıftaydım ve okula kendim gidip gelmem gerekiyordu. Okulumuz sabahçı ve öğlenci diye ikiye ayrılırdı. Öğlenci olunca haliyle kışın okul çıkışlarımız karanlığa denk gelirdi. İlk birkaç gün okuldan annem gelip almıştı beni. Sonraları gelememişti, evde iki küçük kardeşim vardı ve onları yalnız bırakamıyordu. Ben de evin büyük kızı olarak tek başıma okula gidip gelmek zorunda kalırdım o karanlıkta.  Korkardım karanlıktan, arka sokaklardan. Yanlış bir sokağa saparım da annemin dediği gibi başıma bir şey gelirse diye ödüm kopardı. Sahi, karanlıktan neden korkar insan? Karanlıklar örter kötülüğü, kötüyü. Şehrin kirli sokaklarını, insanların kirli taraflarını, suçlarını, yanlışlarını… Saklar önüne çıkabilecek tuzakları. İnsanlar için sığınaktır karanlık. Peki, karanlık mıdır suçlu olan? Hayır, ...

MUS’AB BİN UMEYR - 1. BÖLÜM

Resim
Bir Soruyla Başlayan Yolculuk Güneş, perdeyi kapatmasına rağmen odayı öyle aydınlatıyor ve ısıtıyordu ki çalıştığı odada bunalmıştı Efsun elinde telefonla sosyal medyada zaman geçirmeye çalışıyordu.   “İnsanoğlu değerli olmak ister.” Efsun, bu cümleyi okuyunca kendine sordu: “Ben değerli olmak istiyor muyum? Eşim daha çok değer versin, çocuklarım, kardeşlerim, kayınvalidem… Herkes değerimi bilsin.” Evet, Efsun değerli olmak istiyordu. Sonra okumaya devam etti: “Ama hiç kimse kendisine değer katmaya çalışmaz.” Efsun, kendi kendine düşündü: “Demek ki değerli olabilmek ve değerimin bilinmesi için önce kendime değer katmam gerekiyor.” Okumaya devam etti: “İnsan özgür olmadıkça kendine değer katamaz.”   Bu cümle Efsun’un kafasını karıştırdı. Bunun ne anlama geldiğini tam olarak anlayamamıştı. Sonra anneannesinin ona söyledikleri geldi aklına: “Vazgeçebildiğinde özgürsün, kızım.” Ne demek istiyordu acaba? Hep merak etmişti. Neyden vazgeçmek insanı özgür kılar? Yoksa vazgeçebilmenin ...

BİR ÇOCUĞUM AMA NEREDE?

Resim
    Henüz anne karnında hazırlanırken hayata, Dışarıdan gelen çığlıklarla, Ağlamalar, patlamalar, uğultularla, Gözlerimi açarım bir hastane odasında. Doğar doğmaz; yetim kalan, öksüz kalan, Aç kalan, açıkta kalan, Sokakta yaşamaya çalışan bir çocuğum burada… Bir babanın bulduğu otları getirdiği, annenin onları pişirip aş yaptığı, Karın doyurma mücadelesi, hayatta kalabilme mücadelesi vermeye çalışan bir çocuğum ben burada… Her çocuk oyun oynarken, uçurtmasını uçururken, Çocukça gülüp oynayıp hayat dolu yaşamına devam ederken, Çocukluğunu yaşayamadan büyüyen çocuklarız biz burada… Vatan nedir öğrenen, toprak nedir öğrenen, topraklarımızda kalabilmek adına savunmanın ne olduğunu öğrenen çocuklarız biz. Herkesin evladı çikolata, şeker yerken, Yediğimiz otlar şeker olan, yediklerimizin bir anlamı olmadığını öğrenen çocuklarız biz. Mesele karın doyurmak ise otlarla da doyarmış insanoğlu… Etin sütün bir anlam ifade etmediğini öğrenen çocuklarız biz. ...

FESTİVAL HAZIRLIĞI

Resim
Necati ve Alpay uzak köylerden birinde yaşayan iki kardeşti. Necati, her zaman sabırlı ve çalışkan bir çocuk olmuştu. Hızlı tepkiler veren biri değildi.  Tarla işlerinde babasına yardım ederdi. Tarladaki işi bitince hayvanlarla ilgilenir onların yemlemesini yapardı. Eve gelince de annesine sofra hazırlamaya yardım ederdi. Çalışmayı çok sever, her işi elinden geldiği kadar yapardı. Zorlansa da bir çözüm bulur, yılmadan devam ederdi. Necati başladığı işi yarıda bırakmaz, bittiğini görürdü. O yüzden babası Necati’yle iş yapmayı severdi.  Alpay ise her zaman hayatı biraz daha kolaylaştırmanın peşindeydi. O, çok fazla çalışmak yerine genellikle keyfini sürmeyi, oyun oynamayı ve eğlenmeyi tercih ederdi. Alpay’ın hayatında zorluklar yoktu. Babası Alpay’ı tarlaya götürdüğünde daha işe başlamadan;  “Ne zaman gideceğiz, ben çok sıkıldım” diye söylendiğinde, babası da;  “Daha yeni geldik oğlum, biraz işin hakkını ver bakalım. Daha alnından ter bile akmadı ki” derdi. Bizim Alpay...