Kayıtlar

emek etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MUS’AB BİN UMEYR - 4. BÖLÜM

Resim
Mus’ab Bin Umeyr: Vazgeçerek Kazanmanın Adı Yesrib’de Mus’ab’ı sadece yeni bir şehir değil, yeni bir rol bekliyordu. Bir ömür boyu anlatılacak, hatırlanacak bir rol. Bu rolü üstlenmenin bir bedeli vardı. O, zaten çoktan o bedeli ödemeye başlamıştı. Malını, ailesini, konforunu geride bırakmıştı. Şimdi ise daha büyük bir fedakârlığın zamanıydı, ilklerden olma zamanı.  Şimdi sıra, uğruna vazgeçişleri olan davayı Yesrib'e götürmedeydi. Peygamberin ona anlattığı ve örnek olduğu şekilde... Artık sadece vazgeçmek yetmiyordu şimdi vakit harekete geçme ve rol kapma vaktiydi.  Efsun bu satırda duraksadı ve şunu düşündü, "Vazgeçmek yeterli değil tek başına."  Hayat sadece terk etmekle değil, yerine ne koyduğumuzla şekilleniyordu. Gerektiğinde adım atmak, bir rol kapmak gerekiyordu. Bu da en az vazgeçmek kadar cesaret istiyordu.  Asıl mesele ne için neyden vazgeçtiklerimizdi.  Mus’ab, Peygamberin ve Kur’an’ın ona öğrettiklerini insanlara tebliğde bulunmaya başladı. Merhamet...

RAHATIM BOZULDU ANNE - Bölüm 2

Resim
“Rahatlık bir tuzaktı…” bunu sonradan fark edebildi Alp. Artık sırtını yaslayacağı rahat yastık görevini gören babası hayatta değildi. Alp’in doğumundan itibaren yaşadığı hayat gözünün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Sürekli olarak babaannesinin söylediği sözler aklına geliyordu.  “İnsana yaslanma ölür, ağaca yaslanma çürür. El atına binen yarı yolda iner.” Ne kadar güzel şeyler anlatmış ama çocuk yaşta fark edememişti Alp.   Yaşanacakları babaannesi öngörebilmişti aslında.  Şimdi ise bir şeyler yapmalıydı ama ne yapacaktı? Annesi ile Alp dipsiz bir kuyuya düşmüşlerdi. Yaşamlarını devam ettirebilmeleri için kuyudan çıkmaları gerekiyordu. Peki nasıl çıkacaklardı? Kuyuya düşenler sürekli kuyuda mı kalıyordu? Kışın yağan karlar baharda çiçek açacaktı en nihayetinde… Alp’in de baharı gelecekti ama nasıl? Hareket etmeliydi. Hareket bereketti. Bir başlangıç gerekiyordu. Bu Alp’in başlangıcı olacaktı.  Birden gözünün önüne yıllar önce yaşadığı mahalle geldi. ...

FESTİVAL HAZIRLIĞI

Resim
Necati ve Alpay uzak köylerden birinde yaşayan iki kardeşti. Necati, her zaman sabırlı ve çalışkan bir çocuk olmuştu. Hızlı tepkiler veren biri değildi.  Tarla işlerinde babasına yardım ederdi. Tarladaki işi bitince hayvanlarla ilgilenir onların yemlemesini yapardı. Eve gelince de annesine sofra hazırlamaya yardım ederdi. Çalışmayı çok sever, her işi elinden geldiği kadar yapardı. Zorlansa da bir çözüm bulur, yılmadan devam ederdi. Necati başladığı işi yarıda bırakmaz, bittiğini görürdü. O yüzden babası Necati’yle iş yapmayı severdi.  Alpay ise her zaman hayatı biraz daha kolaylaştırmanın peşindeydi. O, çok fazla çalışmak yerine genellikle keyfini sürmeyi, oyun oynamayı ve eğlenmeyi tercih ederdi. Alpay’ın hayatında zorluklar yoktu. Babası Alpay’ı tarlaya götürdüğünde daha işe başlamadan;  “Ne zaman gideceğiz, ben çok sıkıldım” diye söylendiğinde, babası da;  “Daha yeni geldik oğlum, biraz işin hakkını ver bakalım. Daha alnından ter bile akmadı ki” derdi. Bizim Alpay...

HEP SONRADAN

Resim
Semra güzel bir bahar sabahının ilk ışıkları ile işin yolunu tutmuştu. Bahar güzeldi, sabah güzeldi ama Semra’nın morali pek iyi değildi. Yolda yine düşüncelere dalmış sürekli kafasında bir şeyleri evirip çeviriyordu. Son iki yıldır devam eden ilişkisinde her şey daha güzel olacak diye umut ederken işler yine iyi gitmiyodu. Yine istediği ilgi ve değeri göremiyordu ilişkisinde. “Nerede hata yapıyorum?” diye düşünürken kendini o kadar kaptırmıştı ki neredeyse durağı geçiyordu. İşe vardığında eşyalarını bırakıp masasına yerleşti. Semra’nın bu dalgın hali herkesin dikkatini çekmişti. Ellerini başına dayayıp derin düşüncelere daldı yine. Bu ilişkisinin farklı olacağını düşünüyordu, fakat yanılmıştı.  Semra daha önceki ilişkilerinde de aynı sorunu yaşamıştı. Her şey nasıl aynı döngüde gerçekleşir diye hayret ediyordu. İnsanlar değişiyor ama ilişkisindeki sorunlar aynı yere varıyordu. İlişkilerinin neden çok güzel başladıktan sonra zamanla kavga, gürültü ile devam ettiğini bir türlü anlay...

HER ŞEY TESADÜFLER ZİNCİRİ MİYDİ?

Resim
Ece şansa inanırdı, ona göre hayatında her şey şans eseri olmuştu. Ailesi, okulda ki öğretmenleri, işe başlaması, en yakın arkadaşıyla aynı yerde yaşaması… Hatta evliliğinin de bir şans olduğunu düşünüyordu. Başına iyi bir şey geldi mi "Şans" derdi. Kötü bir şey olunca da "Şanssızlık" diye adlandırırdı.  Ece, işyerinde başarılı olmak istiyordu. Bunun için de kendine bir planlama yapmıştı. Fazla mesaiye kalıyor, eve de iş getiriyordu. Farkında olmadan ailesiyle daha az vakit geçirmeye başlamıştı. Kendisi bu durumu çok sorun etmiyordu. Aksine mutluydu, sonuçta bir yıl sıkı çalışırsa terfi alacaktı. Ama kocası ve çocukları onun kadar mutlu değillerdi. Ece onlarla yeteri kadar zaman ayıramıyor ve ilgilenmiyordu.  Günden güne eşiyle olan tartışmaları artmıştı. Böyle olunca da "Bendeki de şans, denk geldiğim adama bakar mısın" diye söylenirdi. Eşiyle yaşadığı mutsuzluğun terfi aldığında düzeleceğini düşünüyordu.  İş yerinde herkes Ece’yi severdi. Çalışma arkadaş...

BENİM PROBLEMİM NE?

Resim
Sema yıllardır yaşadığı küçük şehrinden çalışmak üzere büyük bir şehre gelmişti. Sonunda hemşire olarak atanmıştı. Bir yıldır bu anı bekliyordu. Yeni iş, yeni arkadaşlar, yeni hayat, farklı bir şehir… İçi kıpır kıpırdı. Mesleğini uygulayacağı için de ayrıca heyecanlıydı. Onca zamandır emek veriyordu karşılığını almak onu mutlu edecekti. Şehre ilk geldiğinde bir pansiyonda kalıyordu fakat burası iş yerine biraz uzaktı ve işe gidip gelmesi oldukça zor oluyordu. Sonra kendisi gibi hastanede çalışan Gizem ile tanıştı… Gizem işe yakın bir yerde tek yaşıyordu ve bir ev arkadaşı arıyordu. Onunla iyi anlaşıyorlardı sonunda ev arkadaşı olmaya karar vermişlerdi.  Zaman geçtikçe evine, işine iyice alışmıştı. Fakat çalıştığı servisteki birkaç iş arkadaşıyla olan problem onu rahatsız ediyordu. Mesela ekipte onunla çalışan biri çok dağınıktı, malzemeleri kullanır ortalıkta bırakan, plansız biriydi. Sema defalarca söylese de arkadaşı daha düzenli olacağına söz vermesine rağmen iki gün geçmeden yi...

BİRAZ SAYGI

Resim
Sinirden elleri titriyor, kalbinin atış hızı göğüs kafesinin inip kalkmasından belli oluyordu. Nefes alışı bile üzüntüsünü ve gerginliğini ortaya çıkarmıştı Vildan'ın. ‘Biraz saygı ya, beklediğim sadece biraz saygı!’ hayıflanarak içeriye girdi. Gün içinde yaşadıkları canını çok sıkmıştı. ‘Ne emekler verdim bu kuruma ama gördüğüm muameleye bak!’ diye devam etti. - Hayırdır Vildan  ne oldu? Aylin, ofiste en iyi anlaştığı arkadaşıydı Vildan'ın. - Daha ne olabilir ki? Kaç yaşına gelmiş kadınım bu davranışlar, bu sözler edilir mi bana? - Ne sözü? Sakinleş gel otur koltuğa da anlat, ne oldu? - Satın alma departmanındaki Caner Bey yok mu? Zaten çok hoşlanmıyoruz birbirimizden ama bu kadarı da fazla. Acil istediği dosyalarda eksik raporlar varmış. Ne panikliğim kaldı, ne kaç yıldır boşa çalışmışlığım… Dalga geçmesi mi dersin, aşağılayıcı konuşması mı dersin… Hayır yani ne kadar emek sarf ettiğimi hepiniz biliyorsunuz. Kimsenin yapmadığı işleri üstlendim sırf istediler diye. Gecemi günd...

ZOR YILLAR

Resim
Sisli bir sabahtı, gün aydınlanıyor mu yoksa kapanıyor mu belli değildi. Bu havalar Nermin’de bir kasvet oluşturuyordu. İnsanın aklına yıllar önce yaşanılan anıları da birer birer getiriyordu. Tıpkı şu an olduğu gibi. “Ne zorlu geçti hayatım” dedi Nermin çamaşırları katlarken. Ailesiyle ilgili ne hayalleri umutları vardı. Eşini seviyordu ama işlerindeki tutarsızlığı geçimlerine mani oluyordu. Kemal bir işte sabit kalmıyor, sürekli daldan dala atlıyordu. Ellerinde avuçlarında bir şey kalmamıştı Kemal’in iş kurma sevdası yüzünden. Yaşanılan olayların getirdiği zorlukları daha önceden görebilseydi, daha kolay problemlerini çözebilirler miydi acaba? Aklından sürekli 'acaba'lar geçmeye başlamıştı.  Kemal, her iş projesinde Nermin’i süslü vaatlerle ikna ediyordu. Nermin ise, “Bu sefer son!” diye karar alıyor ama kararının arkasında da duramıyordu. Bütün kenardaki birikimler hayallere gitmişti. Aslında hayatımızda bir olay olmadan önce mutlaka işaretini verir ama görebilmek mesele. Ne...

DENİZ YILDIZLARI

Resim
“İnsan, bu hayatta bir şeyi çok iyi yaparsa, karşılığını da mutlaka alır." demişti biri, buna defalarca şahit olmuştu Nurcan. Bir televizyon kanalında yapımcı olarak çalışıyordu. Yeni bir programın hazırlık sürecindeydi. Çalışma temposundan arada kendi kendine konuşurdu. Arkadaşları, onu öyle yakaladıkça “deli bu kız” diyorlardı. O ise, “Anlamıyorsunuz bu deli olmak değil, ben kendime soru sorarak ve cevaplayarak şu gördüğünüz zor olan iş sürecini kendimce kolaylaştırıyorum.’’ diye cevap verirdi.  Televizyon programlarını düşünüyordu Nurcan, gündüz kuşaklarında insanların aşırılıklarıyla dolu hayat hikâyeleri yer alıyordu. "Bıktık insanların bu hallerinden ve şikâyetlerinden’’ diye düşündü. Sahi, insan neden özel hayatını bu kadar gözler önüne sererdi ki! "Toplumdaki ahlaki çöküşü de artırıyor bu programlar" dedi kendi kendine. Anormali normalleştirme çabasıydı sanki. Anlam veremez olmuştu. Ruhu sıkılıyordu. "Neyse, sen işine odaklan" dedi kendine ve sorus...

SONUNDA UYUZ OLDUM HADİ HAYIRLISI!…

Resim
Sabaha kadar kaşınıp durmuştum. Önce tatlı tatlı bir kaşıntıyla başladı her şey. Kol, bacak, sırt derken, el ve ayak parmaklarıma kadar kaşınmayan yerim kalmamıştı. Artık canım yanmaya başlamıştı ve acayip huzursuz ve gergin olmuştum…  Neydi bu baş belası? Bir an önce kurtulmak istiyordum. Sabahı zor etmiştim ve ilk işim bir doktora gitmek olmuştu. Doktor;  - Son zamanlarda yaşadığınız olağan dışı bir gerginlik, üzüntü durumu var mı? Sizi strese sokacak bir şey. Somatizasyon olabilir! - Nasıl yani, somatizasyon da nedir?  Anlamını bilmediğim şey daha da tedirgin etmişti beni. Latince isim kullanmasalar olmuyordu sanki. Ne olurdu bunları anlayacağımız dilde açıklasalardı bizlere! Doktor;  - Psikolojik olarak yaşanan stresin, başa çıkılamayan duyguların, fiziksel bedene yansıyan semptomları.  - Hımmmm…. Hiç sorulur mu? Tabi ki var. Stres benim göbek adım. Evliliğimin ikinci yılından itibaren, yaklaşık üç yıldır stressiz bir günüm var mıydı acaba? O kadar da aşıktı...