Kayıtlar

Eylül, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

GERÇEK BAŞARI

Resim
 Sınav sonuçları açıklanmıştı. Üzgün ve aynı zamanda umutsuzdu Ezgi. Bir türlü istediği şekilde çalışmamıştı. Sonucun böyle olacağı da belliydi aslında. “Keşke” deyip duruyordu. “Keşke zamanında başlasaydım.” “Keşke daha çok çalışsaydım.” “Nerede hata yapıyorum?” diye tekrarladı içinden. Oysaki cevabını bildiği bir soruydu bu…   Küçüklüğünden beri hep aynı problemle mücadele ediyordu Ezgi. Okulda ödevlerini de son ana sıkıştırır sürekli erteler, sonra da nasıl yapacağım diye ağlardı. Annesi defalarca ertelememesi gerektiğini söylese de aynı döngü tekrar eder dururdu. Lise giriş sınavlarında da başarısız olmuştu. Liseye istemediği okula gitmiş sevdiği arkadaşları ile ayrılmıştı. Nereden başlaması gerektiğini, ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Bu yüzden de tamamen bırakıyordu her şeyi ve bu onda çok ciddi bir huzursuzluk meydana getirmişti. Yapması gereken şeyleri biliyordu ama nasıl yapması gerektiğine dair hiçbir fikri yoktu.  Bu sene tekrar sınava girmeye karar verdi. ...

BEN ÇİRKİN MİYİM?

Resim
Sabah güneşin doğuşuyla uyandı ve elini yüzünü yıkadı. Havluyla yüzünü kurularken bir an durdu ve aynada kendine bakıp kaldı. Geçen gün iş arkadaşının ona söylediği cümle geldi aklına, “Sen kendini çok mu güzel sanıyorsun?” Sonra çocukluk arkadaşının dediğini hatırladı, “En azından ben senden güzelim!” demişti diğer arkadaşının yanında…   Aslı, dış görünüşünü beğenmeyen, insanların kendisiyle ilgili düşüncelerini çok önemseyen biriydi. Çevresindekilerin de ona aynı pencereden baktığını düşünüyordu. Bu durum kafayı takıp bir türlü mutlu olmuyordu.  “Küçüklüğümde dahi saçımın kıvırcık olması ile, ten rengimle, boyumla ilgili olumsuz şeyler söylenirdi.” dedi bir gün arkadaşına. Bu yüzden kalabalık bir ortamda dahi bulunmak istemezdi.    Aslı en sonunda içindekileri, arkadaşı Emel’e döküverdi. Bir güzellik uzmanıyla görüşmek istediğini, gerekirse estetik ameliyat olacağını söyledi. Emel de onu akıl danıştığı, bilgisine güvendiği Leyla ablasına yönlendirdi. Aslı, arkadaşı...

BU SEFER GEÇ KALMAYACAĞIM

Resim
  Nefes nefese merdivenleri inip arabasını çalıştırıp yola çıkmıştı Mustafa. Yine geç kalmıştı . Neden sürekli geç kalıyor umu düşünürken uzun uzun trafiğe baktı. “Neden?” diye geçirdi içinden. Erken yatamıyor, erken kalkamıyor, evden erken çıkamıyor, işe zamanında varamıyordu.  Bütün bunların sebebi neydi? “Bunu çözmem lazım” d üşünceleri arasında boğuluyordu, çözmesi gerekiyordu.   Ama nasıl? İşe genelde vaktinde  gelen   arkadaşı Samet’i hatırladı. Samet evden  ne zaman çıkıyor ki i şe  zamanında varı yor . Fark neydi? Mustafa, iş yerine varınca arkadaşı Samet’e; -Öğlen molasında beraber yemek yiyelim mi ? Sana sormak istediğim şeyler var . -Olur tabi Mustafa,  arkadaşı Samet'e; -Sen ne yapıyorsun da işe zamanında geliyorsun ? -Abi bak benim bir düzenim var onun dışına kolay kolay çıkmam.    A kşamdan duşu mu  alır,  giyeceklerimi   hazırlar, götüreceğim  yemeğe ka d ar akşamdan haz ırlarım ,  erkenden ...

BİZİM OFİSİN HALLERİ 1 - GELDİ YİNE PAZARTESİ

Resim
 Arka fonda bir müzikle hiç susmayan bir kedi miyavlaması… Kedilerden şarkıcı olmaz. Olsa da senden olmayacağının garantisini veririm. Bence şansını farklı bir meslekte denemelisin. Yangın alarmı gibi bir iş yapsan olur belki. Hala! “Yetişin dostlar, adam öldürüyorlar” der gibi bağırıyor bir de. “Tamam anladık, miyav! Artık sussan mı acaba?”  Kedimi susturmaya gücümün yetmediği belliydi. En azından alarmı susturabilirdim. Her sabah olduğu gibi alarmı kapatıp geri uyumamak için telefonumu odanın uzak bir köşesine koymuştum. Yataktan bir hışımla kalkıp alarmı kapattım. Kalktığımı gören kedim bu sefer daha sempatik bir ses tonuyla miyavlamaya devam ederken sanki az önce cıyak cıyak bağıran o değilmiş gibi bacaklarıma sürünmeye başladı.    Hemen mamasını verirsem o yemeye gittiğinde kapıyı arkasından kapatırım. 5 dakika daha uyuyabilirim. Ama ne giyeceğime karar vermedim. Ütü de yapmam gerekecek. Uyursam kesin geç kalırım. Zaten 5 dakikada kalkarım dediğim hiçbir seferin...

EN KALABALIK ÜLKE

Resim
Azalırken çoğalır, Gittikçe kökleşir, Küçüldükçe büyür, Tohum olup dünya tarlasına serpilir, Her yerde adı anılır, Bayrağı dalgalanır, Kalpten kalbe sıçrar o en kalabalık ülke. Gittikçe kalabalıklaşır, Farklı seslerde, Farklı renklerde, Farklı yerlerde, Ama dünyanın her yerinde, Savunulur o en kalabalık ülke.   Sesler yükselir zulme karşı, Ya bir resimle, Ya bir sesle,  Ya da kalemle, Anlatılır, o en kalabalık ülke. Kimi zaman bir stadyumda, Kimi zaman bir defile sahnesinde, Kimi zaman sokakta, caddede, trafik lambalarında, Haykırılır o en kalabalık ülke. Ve selam olsun anlatan ve kalabalıklaştıran herkese… & Deneyimsel Tasarım Öğretisi  insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar. & "İnsanoğlu, yeryüzünde var olduğundan beri, En büyük dostu ve düşmanı hiç değişmedi. Aynadaki kişi… Tek başına neler yapabileceğini keşfet!"   YAHYA HAMURCU   & ...

BİZİM YÖNÜMÜZ NEREYE?

Resim
Bir İstanbul sabahında dar sokakların üzerine altın rengi bir ışık serpiliyordu. Üsküdar’ın üzerinden esen rüzgâr ağaçların dallarını hafifçe kımıldatıyor, fırınlardan çıkan taze ekmek kokusu havaya yayılıyordu. İnsanlar işlerine yetişmek için koşuşturuyor, dükkânlar birer birer açılıyordu. Bu hareketliliğin ortasında, eski bir virane sessizce ayakta duruyordu. Taşları gevşemiş, duvarları eğilmişti. Köşedeki yüksek duvar ise uzun süredir hangi yöne devrileceğini bekler gibiydi. Mehmet Amca, her geçtiğinde bu duvara uzun uzun bakar, ibret alırdı. O gün de durdu, dikkatle seyretti. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Çevreden geçen çocuklardan biri annesine fısıldadı: Anne bu amca neden hep duvara bakıyor? Kadın başını salladı: O Mehmet amca evladım. Başkasının göremediğini görür. Tam o sırada derinden bir çatırtı duyuldu. Çatlaklardan küçük taşlar yuvarlandı, ardından koca duvar büyük bir gürültüyle yere çöktü. Toz bulutu havaya karıştı, sokak bir anlığına sisle örtüldü. İnsanlar şaşkı...

BİLGE KAĞAN

Resim
  Bilge Kağan, 4. sınıfı bitirdiğinde bir proje okulunu kazanmıştı. Meraklıydı. Yeni okul, yeni arkadaşlar, yeni öğretmenler… Hepsi onu heyecanlandırıyordu. Okullar açıldığında Türkçe dersinde öğretmeni sınıfa şöyle bir soru sordu: “Buraya kendi isteğinizle mi geldiniz, yoksa ailenizin isteğiyle mi?” Sınıf bir anda sessizliğe gömüldü. Ardından ikinci cümle geldi: “Hedefi olmayan ilerleyemez. Hayatınızda mutlaka bir hedefiniz olmalı çocuklar.” Bu cümle Bilge Kağan’ı epey düşündürdü. Eve döner dönmez annesiyle okulda hocasının söylediği cümleyi paylaştı. Annesi de bir öğretmendi ve ona şöyle dedi: “Hocan doğru söylemiş. Hedef, insanı yola çıkarır oğlum. Ama bu hedef senin olmalı. Ne ben ne baban ne de öğretmenin… Buna yalnızca sen karar verebilirsin.” Çocuklar çoğu zaman kendi hedeflerini değil, ailelerinin hayallerini yaşar. Doktor olmak istemeyen çocuk doktor yapılır, konuşmaktan hoşlanmayan çocuk avukat olmaya zorlanır. Ya da sırf “para varmış” diye aşçı olmaya yönlendirilir....