BİZİM OFİSİN HALLERİ 1 - GELDİ YİNE PAZARTESİ
Arka fonda bir müzikle hiç susmayan bir kedi miyavlaması…
Kedilerden şarkıcı olmaz. Olsa da senden olmayacağının garantisini veririm. Bence şansını farklı bir meslekte denemelisin. Yangın alarmı gibi bir iş yapsan olur belki.
Hala! “Yetişin dostlar, adam öldürüyorlar” der gibi bağırıyor bir de.
“Tamam anladık, miyav! Artık sussan mı acaba?”
Kedimi susturmaya gücümün yetmediği belliydi. En azından alarmı susturabilirdim. Her sabah olduğu gibi alarmı kapatıp geri uyumamak için telefonumu odanın uzak bir köşesine koymuştum. Yataktan bir hışımla kalkıp alarmı kapattım. Kalktığımı gören kedim bu sefer daha sempatik bir ses tonuyla miyavlamaya devam ederken sanki az önce cıyak cıyak bağıran o değilmiş gibi bacaklarıma sürünmeye başladı.
Hemen mamasını verirsem o yemeye gittiğinde kapıyı arkasından kapatırım. 5 dakika daha uyuyabilirim. Ama ne giyeceğime karar vermedim. Ütü de yapmam gerekecek. Uyursam kesin geç kalırım. Zaten 5 dakikada kalkarım dediğim hiçbir seferinde 5 dakikada kalkamadım. Bende bu şans varken asansörde de patronla karşılaşırım yine. Bu hafta ikinci kez yakalanırsam ayvayı yedim. Hayır Birben hayır! Geri yatmak yok.
Elimi yüzümü yıkadım. Kedinin mama kabını doldurdum. Dolabın başına geçtim ve kıyafetlerle bakışmaya başladık.
Ütü gerektirmeyen bir şeyler bulabilir miyim acaba? Ya da acaba şöyle şık bir kombin mi yapsam? Ama bugün hiç havamda değilim. Rahat birşeyler giyesim var. Gerçi sabahları ben hiçbir zaman havamda olmuyorum. Sahi insanlar nasıl sabah uyanıp güzel güzel giyinip makyaj yapmaya vakit ve enerji bulabiliyorlar? Bense sabah kalkmaya çalışırken yeniden yatağa atlamamak için kendimi zor tutuyorum. Her seferinde yarın için giyebileceklerimi akşamdan en azından kafamda tasarlayayım diyorum ama sonra o motivasyonu, "aman sabaha bakarız bir şeyler işte, abartma" diyerek kaybediyorum. Bak yine aynı şeyi yaptım ve dolabın başında 5 dakikadır boş boş bakıyorum. Bu vakti uyuyarak geçirebilirdim.
Bu yeni aldığım eteği ne zaman giyeceğim? Böyle giderse hiçbir zaman. Şu gömleği makineden çıktıktan sonra ütüleyip mi asmışım? Kendime inanamıyorum. Ben ne harika bir insanım! Ama bir de pantolon lazım. Ütü yapmaktan kurtulma şansım yok. Neyse…
Adeta sürüne sürüne hazırlandıktan sonra bir şekilde kendimi evden dışarı atmayı başarmıştım. Asıl zorlu kısım şimdi başlıyordu. Toplu taşıma…
“Azıcık ilerler misiniz kardeşim?! Ortalar boş.”
“Ne boşu ya! Sen ne görüyorsun acaba? Adamın üstüne mi çıkayım?”
“Nefes alamıyoruz burada ilerleyin işte!”
“Nefes almak istiyorduysanız bi sonrakini bekleseydiniz. Bizi de sıkıştırdınız. Tövbe tövbe!”
İşin doğrusu bir sonraki araç da ağzına kadar dolu gelecekti. Ama en azından sıkışan kendisi olmayacaktı.
Neyseki ben köşede kendime yer bulmuştum, bana karışan yoktu. Yine de zihnimden “İşe gitmeseydim hayatım nasıl olurdu? Acaba benim için başka bir seçenek var mıydı? Influencer olmayı mı deneseydim? Köye annemlerin yanına mı yerleşseydim? O zaman para kazanmam da gerekmezdi.” düşünceleri geçiyordu.
Ofise geldiğimde gece uykusunun getirebileceği potansiyel tüm enerjiyi tüketmiş hissediyordum. Gerçi sabah uyandığımda da çok enerjik hissettiğim söylenemezdi. Çantamı masama bırakıp bilgisayarın açma tuşuna bastığım gibi doğruca kafeteryaya yöneldim. Emre kendine kahve dolduruyordu. Onun da durumu benden daha iç açıcı görünmüyordu.
- Günaydın Emre.
Şaşkınca etrafına bakındı. Beni fark etmesi birkaç saniye sürdü.
- Hı, Birben… Günaydın…
- Nasılsın, nasıl geçti haftasonu?
- İyi…
Uzun bir sessizlikten sonra sordu.
- Senin?
- Benim de iyi. Sen iyi misin? Hasta gibisin sanki.
- Sabah geç kalıyorum diye her gün gittiğim kafeye uğrayamadım. Americano içmeden ayılamıyorum ya… Filtre kahve iş görecek mi bakalım. Bütün hafta sonu arkadaşlarla gezmekten hiç dinlenemedim zaten.
O sırada içeri giren Levent Bey’in “Günaydııın!” diye haykırışıyla yerimden sıçradım. Günaydın, diye mırıldandım. Sabah sabah bu enerji de nereden geliyordu?
- Oh be, hafta sonu bitti diye nasıl mutluyum anlatamam. Biraz kafa dinlerim artık. Çoluk çocuk evde başımı şişirdi yemin ediyorum. Siz ne yaptınız?
Ben ise sabahları geç saatlere kadar uyuyup yatakta yuvarlanmıştım. Kalkınca televizyon karşısında öğle yemeği vaktinden akşam yemeği vaktine kadar kahvaltı edip dizi izlemiştim. Böyle bakınca sabah uyanmakta zorlanmam da işe gelmek istememem de çok doğaldı. Görünüşe göre pazartesi sendromunun pazartesiyle bir alakası yoktu. Mesele nasıl bir hafta sonu geçirdiğimizdi.
Ne kadar az iş, ne kadar az yoğunluk ve boşluk o kadar çok mutluluk ve huzur zannediyoruz sanırım. Oysaki bu işte bir terslik var gibi. Hayatında yoğunluğu ve aktiviteleri olan insanlar daha dinç ve mutlu görünüyorlar. Levent Bey’e bakınca bir şeylerin farkına varmaya başlamıştım. Belki de hareketli bir yaşam gerekiyor dinç olmak için. Yok yok iyisimi ben yarın spora yazılayım…
&
Deneyimsel Tasarım Öğretisi insanın mutlu, başarılı olması ve doyumlu ilişkiler yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.
&
"İnsanoğlu, yeryüzünde var olduğundan beri,
En büyük dostu ve düşmanı hiç değişmedi.
Aynadaki kişi...
Tek başına neler yapabileceğini keşfet!"
YAHYA HAMURCU
&
https://www.youtube.com/watch?si=-tIMecrLfBRAv-3A&v=4LbiZPfUAVc&feature=youtu.be


Kaleminize sağlık 🌸 Birben ve Levent hayatın çok içinden iki karakter :)
YanıtlaSilHareket her zaman insana iyi gelir. Boşuna dememişler “nerede hareket orada bereket.”
YanıtlaSilYazının akışı, konuşmalar bende o ofisteydim😊 Emeğinize sağlık okurken keyif ve fayda veren bir yazı olmuş🌸
YanıtlaSilSabah uyanmaya çalışırkenki o ince hesaplar :))
YanıtlaSilBirben, bir sen değilsin… Hepimiz Birben’iz:)))
SilBirben’likten nasıl istifa edilir?
Yazı dizinizde yer verirseniz sevinirim:)
Çok keyifli bir yazıydı emeğinize sağlık heyecanla devamını bekliyoruz 🥰
YanıtlaSilHareket insanı canlı tutar, hareketsiz su bile bulanır, ne demişler işleyen demir ışıldar
YanıtlaSilEskiler boşuna dememiş harekette bereket vardır <3 İnsan boş kaldığında bir şeyleri yetiştirebileceğini zannediyor ama aslında hareket ederken daha çok iş yaptıklarını ancak durup geriye baktıklarında anlıyorlar...
YanıtlaSilEmeğinize kaleminize sağlık :)
YanıtlaSil