GERÇEK ZENGİNLİK
Şehirdeki düzenli hayatımı geride bırakıp Anadolu’nun küçük bir köyüne doğru yola çıkmıştım. Öğretmen olarak ilk görev yerimdi burası. Yol topraktı, evler kerpiçti. Okulumuz ise üç sınıfı tek odada toplayan eski, mütevazı bir binaydı.
İçeri ilk adımımı attığımda gördüğüm; ortada borusu çatlak bir soba, köşeleri kırılmış siyah bir yazı tahtası ve ayakları kırık sıralar. Kafamda istemsiz bir cümle döndü;
"Burada ne öğretebilirim ki?"
Ama o sabah sınıfa girer girmez içimdeki tüm endişeler gitmişti.
Çocuklar öyle içten ve kocaman bir neşeyle “Hoş geldiniz öğretmenim!” dediler ki, o anda tüm endişe ve yorgunluğumu unutmuştum.
Ayakkabıları delikti, üstleri başları eskiydi ama gözleri... Gözleri pırıl pırıldı.
Kimisi sabah erkenden tarlaya gitmiş, kimisi hayvanlara yem vermiş ama hepsi okulda, sıralarında hazır ve mutluydu.
Ders arasında masama küçük bir kese bırakılmıştı. İçinde ceviz, birkaç kuru incir ve el emeği bir mendil vardı.
Altına titrek harflerle bir not iliştirilmişti ;
“Öğretmenim, hoş geldiniz. Babam dedi ki bir şey götürmeden gitmek ayıp olur. Bizde bu vardı. Kabul ederseniz sevinirim. – Ayşe”
Gözlerim doldu.
O an şunu fark ettim, bu çocuklar imkanları az ama mutluydular.
Belki oyuncakları yoktu ama ağaç dallarından yaptıkları sapanları vardı. Belki telefonları yoktu ama bunun yokluğu onları rahatsız etmiyordu.
Bir gün sınıfta sordum:
“En büyük hayaliniz ne?”
Ali parmağını kaldırdı;
“Ben büyüyünce traktör süreceğim, ama köyde kalacağım. Şehirler çok kalabalık, burada bir yerden bir yere gitmek çok zor değil. Güneşin doğuşunu ve batışını izleyebilirsiniz.”
Bir an duraksadım, şehirde doğan ama her gün geç uyanan güneş geldi aklıma. Belki de gerçekten burası daha güzeldi.
Aylar geçtikçe okulun duvarlarını birlikte boyadık. Taşlardan satranç tahtası yaptık. Kitap köşemiz oldu. Oyuncak yoktu ama oyun vardı. İnternet yoktu ama birbirimizle daha yakındık.
Yıl sonunda bir müfettiş ziyarete geldi ve şöyle sordu;
“Bu kadar eksikle nasıl başa çıkıyorsunuz?”
Gülümsedim.
“Burada çocukların kalpleri dolu. Eksik olan eşya değil. Bizim kaybettiğimiz şey bu samimiyet.”
Ve işte o zaman anladım ki!
Mutluluk, sahip olduklarımızda değildi.
&
Deneyimsel Tasarım Öğretisi insanın mutlu, başarılı olması ve doyumlu ilişkiler yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.
&
Samimiyet... Herkese nasip olsun İnşaALLAH
YanıtlaSilSözde değil gerçekte samimi olabilmek mesele. Gerçekten de samimi bir hikaye, teşekkürler.
YanıtlaSilRızkı belli olan ve onunla ancak tatmin olacak insan... Ama yine de servet peşinde koşan insan... Seni mutlu edecek olanın servet olmadığını anlayamayan insan...
YanıtlaSil“Samimiyet” insanın içini ısıtan bir kelime. Ne ara kaybettik?
YanıtlaSilSüslü masalarda? Sınav sırasında? Sosyal medyada?
Mutluluk sana verilenle ilgili değil, sana ne verilenle naaptığın ile ilgili..
YanıtlaSilNe güzel dönüştürmüş ☺️
Her insan her malzemeyi kıymetli bir şeye dönüştüremez
YanıtlaSilKimi ise neye dokunsa kuymetlendirir malzemeyi
Biraz da şükürle alakası olabilir mi?
Ya sürekli imkan isteyip elimdekini heba edicem..
Veya elimdekine şükredip değerlendirerek bereketi hak edicem..
Mutluluk sahip olduklarımızda değildi....
YanıtlaSilEksikliğin tanımını doğru yapmak lazım önce
YanıtlaSilİmkansızlığın büyük imkan olması…
SilHikayenizin kendisi de cok samimi, anlatiminiz da... birden oraya gitmis, sabah gunesimin yuzume vuruşunu, horozların ötüşünü duyar gibi oldum:)
YanıtlaSilHiç bir şeyin dışından bize görünen zorluklarına ya da dezavantajlarina bakıp bir yargı oluşturmamak lazım... bir arkadaşım Bangladeşe 2-3 sene görevlendirilmişti, Avrupa da görev bekleyenler acımayla karışık dudak bükmüşlerdi onun haline... O kadar güzel vakit gecirdi ki orada, isyerinde cok cok az kisiye nasip olan bir başarı sagladi, gunluk hayati da cok renkli ve keyifliydi... 1- hicbir sey disardan gorhndugu gibi degil 2- fazla imkan insani beceriksiz yapıyor:)
YanıtlaSilEşya mutluluk vermiyor içerden gelen geliyor.
YanıtlaSilAh çocuklar..
Sıcacık, insanın içini ısıtan bir hikaye..😊
YanıtlaSilKüçükken çamurdan oyuncaklarım vardı benimde..
Geçen gün kız kardeşimle geçmişi yad ederken bugünkü mutluluğumuzun başarımızın sırrı aslında çocukluktaki küçük eksikliklerimizmiş.. bizi yetiştiren bu günlere getiren şeyler aslında küçük küçük açlıklarımızmış yeni yeni farkına varıyoruz demiştik..🌷
Çoğumuz mutluluğun imkanla geleceğini zannediyoruz, halbuki elimizdekilerle ne yaptığımızda gizli demek ki
YanıtlaSilTelaşsız Bir yaşam...
YanıtlaSilİşte o eksiklik aslında tam da ihtiyaç olan
YanıtlaSilSahip olduğumuz şeylerin aslında birer sınav olması ne kadar garip...
YanıtlaSilöğretmen ne de güzel yetiştiren olmuş.
YanıtlaSilMutluluk sahip olduklarınızla değildi..." Ama gerçekten değildi :) anlamamız zaman aldı, bazen de anlamak istemeden yaşadık hayatı...Sonra daha fazla ve farklı seylere sahip olduğumuzda ya da hayallerimizdekine...Mutlu olacağımızı sandık..Yine olamadık...Sonra insanları, ve hayatı suçladık...Böyle böyle bir ömür geçirdik... Şu tek cümlenin gerçekten ne anlam ifade ettiğini bilmeden, düşünmeden, zaman harcadık...
YanıtlaSilElinize sağlık 🌸
O çocuklar bizim eksik olarak gördüklerimizi, bizim düşündüğümüz kadar eksik görmüyorlar. Ne mutlu onlara...
YanıtlaSilSorulan soru imkan arttırmayla ilgili değildi, ama insan yanlış anladı ve yanıldı, mutluluğu imkanda sandı…
YanıtlaSilÖğretmenin işte o an anladığı “mutluluk” kavramının gerçeğini… Bu güzel yazıyı okurken hissettirdiniz ☺️
YanıtlaSilEllerinize yüreğinize sağlık ❤️
Asıl imkan imkansızlık olabilir mi? :) İmkanlar çok geçiçi.
YanıtlaSil