Kayıtlar

sahip olmak etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GERÇEK ZENGİNLİK

Resim
Şehirdeki düzenli hayatımı geride bırakıp Anadolu’nun küçük bir köyüne doğru yola çıkmıştım. Öğretmen olarak ilk görev yerimdi burası. Yol topraktı, evler kerpiçti. Okulumuz ise üç sınıfı tek odada toplayan eski, mütevazı bir binaydı. İçeri ilk adımımı attığımda gördüğüm; ortada borusu çatlak bir soba, köşeleri kırılmış siyah bir yazı tahtası ve ayakları kırık sıralar. Kafamda istemsiz bir cümle döndü;  "Burada ne öğretebilirim ki?" Ama o sabah sınıfa girer girmez içimdeki tüm endişeler gitmişti. Çocuklar öyle içten ve kocaman bir neşeyle “Hoş geldiniz öğretmenim!” dediler ki, o anda tüm endişe ve yorgunluğumu unutmuştum. Ayakkabıları delikti, üstleri başları eskiydi ama gözleri... Gözleri pırıl pırıldı. Kimisi sabah erkenden tarlaya gitmiş, kimisi hayvanlara yem vermiş ama hepsi okulda, sıralarında hazır ve mutluydu. Ders arasında masama küçük bir kese bırakılmıştı. İçinde ceviz, birkaç kuru incir ve el emeği bir mendil vardı. Altına titrek harflerle bir not iliştirilmişti ;...

MUTLULUĞUN SIRRI EKSİKLİK Mİ?

Resim
Yoğun geçen bir haftayı daha geride bırakmıştı Ayşe. Yeni bir proje almıştı çalıştığı iş yeri. Bu proje yüzünden sabahlara kadar çalıştığı günler de olmuştu ve nihayet bitmişti. O hafta sonunu kendine ayırıp ne zamandır ertelediği işlerini yapacaktı. İlk olarak gardırobundan başladı. Düzen seven biriydi aslında ama o yoğunlukta dolabı da zihni gibi dağınık kalmıştı. Dolabı toplandıkça zihni de toparlanıyordu sanki… Evdeki işlerini bitirdikten sonra dolabının üst rafında sakladığı ahşap kutuyu aldı. Yatağının üzerine oturdu ve kapağını açtı. İçerisinde çocukluğundan kalan hatıraları vardı. İlk çizdiği resim, ilk oturdukları ev, ilk bisikletinin resmi, okul gösterisinde çekilen fotoğrafları… Ne kadar kıymetliydi Ayşe için. Üzerinden yıllar geçse de hala saklıyordu. O günleri özlediğinde kutuyu açıp bakarak hasret gideriyordu. O zamanlar sahip oldukları şeylerin sınırlı olduğunu ve buna rağmen ne kadar mutlu olduklarını tekrar görüyordu o kutunun içerisinde. Küçük bir kasabada, maddi imkâ...

MUTLULUK NEYDİ... MUTLULUK EMEKTİ...

Resim
  Ilık bir yaz sabahı güneş, tüm ihtişamıyla denizin üzerinde pırıl pırıl parlıyordu. Deniz de yaz mevsiminin hareketliliğine dans ederek eşlik ediyordu sanki. Eda, etrafa neşe saçan güneşi fark edince daha fazla evde kalmak istemedi ve kendini sahilde buldu. Biraz yürüyüş yaptıktan sonra bir banka oturdu, kitabını açtı. Kitaptaki başlık dikkatini çekmişti… Açlık insanı kibarlaştırır, nezaket katar… Açlık duygusu insana doğuştan verilmiştir… İnsana dair şeyler öğrenmeyi severdi. Bu kitapta insanı anlatıyordu ama niye açlıkla başlamıştı. Bu bir diyet kitabı değil ne alaka diye düşündü… O sırada kafasını kaldırdı, etrafı izlemeye başladı.”   O gün sanki tüm sesler birbirine karışmıştı. Bir tarafta denizde oynayan çocukların kahkahaları, bir tarafta yetişkinlerin sohbet sesleri, diğer tarafta palmiye ağaçlarının rüzgârda çıkardıkları hışırtı sesleri... Bir tarafta elinde üç tane oyuncak arabayla: “oyuncağım yok, sıkılıyorum...