Kayıtlar

BİZİM OFİSİN HALLERİ - GÜÇLÜ KADINLAR

Resim
Uzun uğraşlar sonunda konsantrasyonumu toplayıp, işime odaklanmıştım. İki gün önceki toplantıda çıkarılan analiz sonunda anlamlı gözükmeye başlamıştı ve ne yapmam gerektiği ile ilgili artık bir fikrim vardı. Bir yandan önümdeki deftere not alıyor, bir yandan da haşin bakışlarla bilgisayardaki dosyaya göz gezdiriyordum. Dışarıdan bakan biri bilgisayarı parçalamama ramak kaldığını düşünebilirdi ama bu sadece benim bir işe odaklandığımdaki bakışımdı. İş arkadaşım Esra yanıma gelip “Birben, hadi gel bir kahve içelim.” dediğinde işimin en heyecanlı kısmındaydım. Bir iş ne kadar heyecanlı olabilir demeyin. Müşterinin talebini ve bu talebe aslında neden gerek duyduklarını sonunda anlamıştım. Ve toplantıda konuştuklarımızdan çok daha işimize gelecek, müşteriyi de memnun edecek alternatif bir çözüm bulduğumu hissediyordum. Bunu hemen kağıda döküp gözümden kaçan bir detay olup olmadığını kontrol edecektim. Ürün yöneticisine konuyu açmadan önce her ihtimali değerlendirmiş olmalıydım. Ama işte! Ta...

730 GÜN

Resim
 Neyin gün sayısı diye düşünüyor insan… Bir başlangıcın mı? Bir bitişin mi?  Bir bekleyişin mi?  Neyin gün sayısı?  Yedi yüz otuz gün… Söylenmesi bile çok zor… Çok uzun… Söylemesi bile böyle uzun gelen günlerin içinde yaşam mücadelesi veren insanlar, Eğer bugünde ölmezlerse günlerine bir gün daha eklenecek… Kim bu insanlar diye geçiyor içimizden değil mi?  O insanlar ki, iki kapı arasında sıkıştırılanlar,  O insanlar ki, insanlığı yok sayılanlar, O insanlar ki, vatanları için çırpınanlar,  O insanlar ki, bulundukları yerde yaşam alanı kurmaya çalışanlar,  O insanlar ki, her zorluğa rağmen “ALLAH en güzel vekildir” diye haykıranlar… O insanlar ki, dünya sesimizi duysun diye ağlayanlar,  O insanlar ki, kulakları tıkanmış dünyada bir umud gemisi bekleyenler,  O insanlar ki, o insanlar, müslümanlar… İman ne demek öğretenler,  İhlas ne demek öğretenler, Yedi yüz otuz gündür acıları dinmeyenler… Ne bir başlangıç, Ne bir bitiş,  Bitme...

SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ

Resim
  SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ Ayça, uzun uğraşlar sonunda hayalindeki işi bulmuştu. Artık profesyonel bir şekilde yazarlık yapacak, insanların hayatına dokunan yazılar kaleme alabilecekti. Heyecanı büyüktü. Daha ilk günlerinde kaleme aldığı “Ayçiçeği” adlı yazısını yöneticisine gönderdi. İçten içe, yazısının hemen kabul edilip yayımlanacağını düşünüyordu. Ancak beklediği gibi olmadı. Kısa süre sonra, yöneticisinden “geri bildirim” başlıklı bir e-posta aldı. Merakla açıp okuduğunda hayal kırıklığına uğradı. “Ben yeterince iyi yazmıştım” diye düşündü. Ama iş yerinde yeni olduğu için de sesini çıkarmadı. Haftalar böyle geçti. Ayça yazıyor, yöneticisi geri bildirim gönderiyor, o da gelen önerilere göre yazısını revize ediyordu. Zamanla fark etti ki bu yorumlar kötü niyetli değildi, aksine yazılarını geliştirmesine yardımcı oluyordu. Bir sabah, yöneticisi Emre Bey herkesi toplantıya çağırdı. Her ay yaptıkları gibi bir “sonuç değerlendirmesi” yapılacağını söyledi. Herkesin, kendi çalışmalarını...

SESSİZLİĞİN MASUMLARI

Resim
  Bir taraf,   dünyada payına acı kalanlar… Diğeri, bakanların içini acıtacak durumdayken huzurlu olanlar… Her iki tarafta bekliyordu…. Biri yiyeceğe, ilaca ve umuda kavuşmayı…. Diğeri ise vicdanını rahatlatmayı… İşte bir gemi… Çok yakınlarda… Hedefe ulaşmak üzereyken… Ümitle sonuçlanmayı beklerken… Belirsizliğe sürüklenen anla karşılaşıldı… Her iki tarafta kavuşmayı beklerken… Sessiz bir masumluk kapladı ortalığı…   Bir ses olacaksa -ki olmalı, O, insanlığın sesi olmalıydı… Bir çocuğun sahildeki ümitle bakan gözlerinden öte… Denizde kağıttan gemiler yüzdüren masumların, heyecanından öte… Gemideki insanların kalbindeki tatmininden daha fazla … Herkesi kapsayan bir ses olmalıydı… Onun adı da vicdan… Bir gemi… Artık yakında değil… Yüzlere oturmuş acı tebessüm… Etrafta “Siz gelmeseniz de biz geldiniz bildik” naraları…   Anlaşılan, mesele limana varmak değildi, Bir taraf için yolda olmaktı… Diğeri içinse yolda olu...

FERAH BİR BAŞLANGIÇ

Resim
Aslı oturmuştu yine masasının başına. Ne zaman sıkılsa, zorda kalsa, bunalsa kendini hep aynı yerde bulurdu. Önünde bilgisayarı, pencerede deniz manzarası, masasında kahvesi… Bu üçlüyü pek severdi, ona acılarını hatırlatsa da… Zor zamanlar geçirmişti. Hayatındaki her şey değişmişti; işi, evi, soyadı bile. Hangi olayın onu daha çok üzdüğüne karar veremiyordu. Günlerce oturdu o masada, sadece denizi seyretti. Aslında istediği, huzur bulup yüreğini ferahlatmaktı. O masada daha ne kadar oturacağını düşünürken buldu kendini. Hayat devam ediyor, kuşlar da uçuyor…  Birden irkildi. “Ne yapıyorum ya, bir sürü işim birikmiş, bu böyle gitmez” dedi. Yeni hayatıyla ilgili hedefler belirledi kendine. Eskiye üzülmek yerine yeninin mutlusu olmayı tercih etmek akıllıca geldi. Ama öncekilerden farklı olarak bir sonuç değerlendirmesi yapması gerekiyordu. Tekrar oturdu masasına, fakat bu sefer üzülerek değil modunu yakalamaya çalışarak…   Önce neleri yapmaması gerektiğini yazdı. İlişkilerind...

GERÇEK BAŞARI

Resim
 Sınav sonuçları açıklanmıştı. Üzgün ve aynı zamanda umutsuzdu Ezgi. Bir türlü istediği şekilde çalışmamıştı. Sonucun böyle olacağı da belliydi aslında. “Keşke” deyip duruyordu. “Keşke zamanında başlasaydım.” “Keşke daha çok çalışsaydım.” “Nerede hata yapıyorum?” diye tekrarladı içinden. Oysaki cevabını bildiği bir soruydu bu…   Küçüklüğünden beri hep aynı problemle mücadele ediyordu Ezgi. Okulda ödevlerini de son ana sıkıştırır sürekli erteler, sonra da nasıl yapacağım diye ağlardı. Annesi defalarca ertelememesi gerektiğini söylese de aynı döngü tekrar eder dururdu. Lise giriş sınavlarında da başarısız olmuştu. Liseye istemediği okula gitmiş sevdiği arkadaşları ile ayrılmıştı. Nereden başlaması gerektiğini, ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Bu yüzden de tamamen bırakıyordu her şeyi ve bu onda çok ciddi bir huzursuzluk meydana getirmişti. Yapması gereken şeyleri biliyordu ama nasıl yapması gerektiğine dair hiçbir fikri yoktu.  Bu sene tekrar sınava girmeye karar verdi. ...

BEN ÇİRKİN MİYİM?

Resim
Sabah güneşin doğuşuyla uyandı ve elini yüzünü yıkadı. Havluyla yüzünü kurularken bir an durdu ve aynada kendine bakıp kaldı. Geçen gün iş arkadaşının ona söylediği cümle geldi aklına, “Sen kendini çok mu güzel sanıyorsun?” Sonra çocukluk arkadaşının dediğini hatırladı, “En azından ben senden güzelim!” demişti diğer arkadaşının yanında…   Aslı, dış görünüşünü beğenmeyen, insanların kendisiyle ilgili düşüncelerini çok önemseyen biriydi. Çevresindekilerin de ona aynı pencereden baktığını düşünüyordu. Bu durum kafayı takıp bir türlü mutlu olmuyordu.  “Küçüklüğümde dahi saçımın kıvırcık olması ile, ten rengimle, boyumla ilgili olumsuz şeyler söylenirdi.” dedi bir gün arkadaşına. Bu yüzden kalabalık bir ortamda dahi bulunmak istemezdi.    Aslı en sonunda içindekileri, arkadaşı Emel’e döküverdi. Bir güzellik uzmanıyla görüşmek istediğini, gerekirse estetik ameliyat olacağını söyledi. Emel de onu akıl danıştığı, bilgisine güvendiği Leyla ablasına yönlendirdi. Aslı, arkadaşı...