Kayıtlar

vazgeçiş etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MUS’AB BİN UMEYR - 5. BÖLÜM

Resim
Uhud: Son Vazgeçiş Uhud…   O gün Mus’ab’ın elinde bir servet yoktu, ama bir emanet vardı. İslam ordusunun bayrağı…  O, bu dünyada en çok değer verilen şeylerden vaz geçmişti ama elindeki sancağı bırakmamıştı.  İslam ordusunun bayrağına sahip çıkmıştı.  Savaşın en çetin anlarında düşman, Hz Muhammed’i hedef almıştı. Mus’ab ise dış görünüşüyle Peygamber’e çok benziyordu. Bir müşrik onu uzaktan gördü ve “Muhammed’i öldürmeliyim” diyerek ona doğru saldırdı. Mus’ab, kendini ele vermedi. Ne yüzünü gösterdi ne de sesini çıkardı. Sadece sancağı sımsıkı tuttu.  Böylece düşmanın dikkatini üzerine çekti. Bir kılıç darbesiyle sağ kolu kopmuştu. Sancağı sol eliyle tuttu. İkinci darbe sol kolunu da kopardı. Bu kez bayrağı göğsüne bastı. Son bir mızrak darbesiyle yere yığıldı. O an müşrik zafer çığlığı attı: “Muhammed’i öldürdüm!” Ancak kısa süre sonra sahabeler yanına vardığında Mus’ab’ı tanıdılar. O an, Mus’ab’ın sessiz fedakârlığı karşısında derin bir hayranlık duydular. O,...

MUS’AB BİN UMEYR - 4. BÖLÜM

Resim
Mus’ab Bin Umeyr: Vazgeçerek Kazanmanın Adı Yesrib’de Mus’ab’ı sadece yeni bir şehir değil, yeni bir rol bekliyordu. Bir ömür boyu anlatılacak, hatırlanacak bir rol. Bu rolü üstlenmenin bir bedeli vardı. O, zaten çoktan o bedeli ödemeye başlamıştı. Malını, ailesini, konforunu geride bırakmıştı. Şimdi ise daha büyük bir fedakârlığın zamanıydı, ilklerden olma zamanı.  Şimdi sıra, uğruna vazgeçişleri olan davayı Yesrib'e götürmedeydi. Peygamberin ona anlattığı ve örnek olduğu şekilde... Artık sadece vazgeçmek yetmiyordu şimdi vakit harekete geçme ve rol kapma vaktiydi.  Efsun bu satırda duraksadı ve şunu düşündü, "Vazgeçmek yeterli değil tek başına."  Hayat sadece terk etmekle değil, yerine ne koyduğumuzla şekilleniyordu. Gerektiğinde adım atmak, bir rol kapmak gerekiyordu. Bu da en az vazgeçmek kadar cesaret istiyordu.  Asıl mesele ne için neyden vazgeçtiklerimizdi.  Mus’ab, Peygamberin ve Kur’an’ın ona öğrettiklerini insanlara tebliğde bulunmaya başladı. Merhamet...

MUS’AB BİN UMEYR - 3. BÖLÜM

Resim
Kararın Ardından Gelen Sınav Efsun başlığı okuduğunda kaşlarını hafifçe çattı. “Bir kararın ardından gelen sınav…” Kendi kendine mırıldandı; “Garip, insan bir konuda kararı verdikten sonra işler daha da kolaylaşmaz mı? Hani insan neyi istediğini bildiğinde, hayat o konuda önünü açmaz mı? Öyle olması gerekmez miydi?” Sayfayı kaydırmadan bir süre düşündü. “Demek ki Mus’ab’ın hayatında öyle olmamış,” dedi yavaşça. Belki de en doğru kararlar, en büyük bedelleri getiriyordu. O karardan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Mus’ab artık sık sık Erkam’ın evine gidiyor, Hz. Muhammed’in anlattıklarını dinliyor, İslam’ı daha derinden öğreniyordu. Çok sevdiği at yarışlarını, gösterişli davetleri, eski arkadaş çevresini geride bırakmıştı. Hal ve hareketleri değişmişti. Ve bu değişim, annesinin dikkatinden kaçmamıştı. Mus’ab’ın son davranışlarından şüphelenen annesi, onu takip etmesi için kölesine emir verdi. Ve böylece Mus’ab’ın Müslüman olduğunu öğrendi. Gerçeği öğrendiğinde önce onu ikna et...

MUS’AB BİN UMEYR - 2. BÖLÜM

Resim
Bir Ziyaretle Başlayan Değişim Kimdi, bir servetten vazgeçip değerli olan insan? Mekke’nin en zengin ailelerinden birinin göz bebeğiydi Mus’ab bin Umeyr. Onu gören dönüp bir daha bakardı. Öyle dikkat çekiciydi ki giydiği kıyafetleri Mekke sokaklarında başkasının üstünde görmek mümkün değildi. Sürdüğü miskler başka kimsede yoktu. Ama gün geldi, Mus’ab bu dünyaya bir parça kumaşla veda etti. Ne olmuştu da servet içinde doğan Mus’ab, geriye sadece bir kefenle kalmıştı? Her şey bir ziyaretle başlamıştı. Arkadaşı Ebu Huzeyfe’nin evine gittiğinde, orada yeni bir anlatıyla karşılaştı. Ebu Huzeyfe, El-Emin lakaplı Muhammed’in sözlerini aktarıyordu. Sadece bir peygamber değil; doğruluğuyla tanınan, adaletiyle bilinen bir adam… İlk anda Mus’ab hemen kabul etmedi. Önce kendisi görmeli ve test etmeliydi, neyi neden seçtiğini bilmeliydi... Anlamadan, görmeden bir şeye “evet veya hayır” demek insanı orada kalıcı yapmazdı. Bu yüzden Hz. Muhammed’i bizzat görmek istedi. Gizlice Darü’l-Erkam’a gidip on...

HER VAZGEÇİŞ BİR HAKEDİŞ

Resim
Volkan, köyde mutlu bir çocukluk geçirmişti. Zamanla büyümüş ailesinin umudu olmuştu. Köyde hasta ve yaşlı teyzelerin gözdesiydi. Herkes ona "Tam doktor olacak çocuk derdi." Annesi onu çocukluğundan beri doktor oğlum diye severdi. Köy yerinde evlat okutmak hiç kolay değildi. Okul ile evlerinin arası baya da vardı. Uzun ve zorlu zamanlar geçse de sonunda olmuş ve tıp fakültesini kazanmıştı.  Üniversite için gittiği büyük şehirde daha önce görmediği birçok şeyle karşılaşmıştı. Eğlenceli ortamlar, rahat yaşantısı olup gezen tozan gençlik bir yerde etkilemişti onu da. Kafası karışıyordu tabi ama biraz eğlenmek onun da hakkıydı diye düşündü. "Nasıl olsa okula kapağı attım, eninde sonunda biter ne olacak ki canım." diyordu içinden geçen ses. Yıllar nasıl geçti anlamadı Volkan. Üçüncü sınıfta bir fark etti ki önceki yıllardan kaldığı birçok dersi vardı. Ama o an "Toparlarım daha önümde zamanım var, kafaya takmaya gerek yok." diye teselli etti kendini. Arkadaşlarl...

KURBAN

Resim
  Vazgeçtikleriyle hedefe yaklaşanların öyküsü... Vazgeçtikleriyle amacını hatırlayanların öyküsü... "Bir" olanın biriciği olmak için sevdiklerinden vazgeçenlerin öyküsü... Çölün ortasında tek başınayken yalnız kalmayanların öyküsü... Ümit kesmeyenlerin öyküsü... Kurban, iyilikte ısrar edenlerin öyküsü... İyilikte yarışanların öyküsü... Kurban, sevdiği için sevdiğinden sakınanların öyküsü... Kurban sakındıkça tatlılaşanların öyküsü... Kurban Bayramınız Tatlı Geçsin...  & Deneyimsel Tasarım Öğretisi   insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.  & " Meyveyi sonunda aldıysan ağaçtan, Dallara tutunurken... Zorlansan ne fark eder, Zorlanmasan ne? Elin kanasa ve düşsen ağaçtan.. Şifanı veren yerde bekliyorsa, Ve seni yerden kaldıracak olan... Canın acısa ne fark eder... Acımasa ne? " YAHYA HAMURCU &   KİM KİMDİR İLİŞKİLERDE USTALIK BAŞARI PSİKOLO...

VAZGEÇİLMEZ

Resim
Emir, küçük bir ailenin tek erkek evladıydı. Bir ablası bir de annesi vardı. Hayat sanki o küçük yaşlarında omuzlarına büyük büyük yükler yüklemişti. Ama bu hayatta her dezavantajlı durumun bir de avantajı vardır. Emir, farkına varmadan bu yükleri taşıyarak problemlerine çözüm bulma konusunda gelişmiş, hayata karşı daha güçlü biri oluvermişti. Hayat, karşısına hep bir engel çıkarsa da Emir her seferinde yıkılmadan en zorlu problem leri bile aşmayı başarabiliyordu. Anne ve babası, çok erken yaşta evlenmişler ve hayatı gelişi güzel, kendi zevklerine göre yaşamaya çalışmışlardı. "Hayat bir gün, o da bugün." deyip sorumsuzca günlerini gün etmişler, hiçbir amaçları olmadan ömürlerini tüketmişlerdi. Hiçbir zaman da durup düşünüp çevrelerindekilerin yükünü almamışlar, bilakis onlara ekonomik sıkıntıları ile, psikolojik buhranlarıyla dert olmuşlardı. Akılları fikirleri iyi giyinmek, en iyi restoranları keşfetmek ve gıybetin dibine vurmaktı. Aileleri ne kadar uyarsa da onları hiç duym...