Kayıtlar

gündem etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

KADININ GERÇEĞİ

Resim
 Ne demektir Hak? “Gerçek” demek, değildir midir?  Gerçek ise tutarlıdır,  Tüm zamanlarda, tüm mekanlarda, tüm insanlar için geçerlidir… Peki, kadının gerçekliği nedir? Doğan, doğuran, besleyen, büyüten, Durmadan koşan, yükleri yüklenen mi? Yoksa… Yoksa yavrularına ne yedireceğini mi düşünen, Neresi daha korunaklı diye bakınıp duran, Verdiği şehidine yine olsa yine veririm diyen mi? Dünya,  masum şehrin kadınlarının haklarında da üçe ayrıldı, Birileri onların haklarını ellerinden aldı, Birileri yaşadıkları haksızlığa duyarsız kaldı, Ve çok azı onların yanında oldu, hakkını savundu. O gerçeklik, dünyada herkes için aynı olmadı... Zulüm, yeni bir hak gibi yaşandı, O halde kanunlarda yazan kadın hakları uygulanamadı. Neydi onların Hakkı? Eşini ve çocuğunu kaybetmesi mi, Evini terk edip kilometrelerce yürümesi mi, Sesini duyurmaya çalışırken susturulması mı? Çadırında suların üzerinde uyuyan kız çocuklarının hakkı nereye saklandı? Yiyecek bulamıyoruz diye ağlayan, Gözünd...

ZEYTİN DALI

Resim
Ben bir zeytin dalıyım. Rüzgâr dallarımın arasında eserken yapraklarıma dokunuyordu,  toprağın derinliklerine kök salarken bu rüzgar içimi ferahlatıyordu. Zeytinliğin yakınında olan evlerden çocuklar yanımıza gelir gidiyordu. Yusuf, bombalanma olmadığı sürece annesi onu zeytinliğe oynatmaya getirirdi. Yusuf sekiz yaşında, yüzünde güneş gibi bir gülümseme. Elinde küçük bir bakır tas olurdu; annesi köyün kuyusundan su taşır, o da bir iki damlasını hep bana dökerdi. “İç bakalım dost,” derdi Yusuf. Küçük parmaklarıyla gövdemi okşar, sonra toprağıma bir zeytin çekirdeği gömerdi. Annesi gülerdi: “Sen büyürken o da büyüsün, olur mu oğlum?” Rüzgâr o an başka eserdi. Tenime tenime dokunuyordu. Çocuğun sesinde bir huzur, kadının ellerinde bir sabır olurdu. Ben onların konuşmalarını dinler, dua gibi saklardım yapraklarımda. Onların bize döktüğü su ile bizler kökleniyorduk. Aynı annenin yetiştirdiği evlatlarda bu topraklarda kökleniyordu. Her gün gelen Yusuf o gün gelmedi. Gökyüzü bir anda kar...

DOKUZ MİL

Resim
Dokuz mil… Ne kadar da kısa bir mesafe aslında. Bir tekneyle, bir kuşla, bir dalgayla aşılacak kadar yakın. Ama bizim için dokuz mil, bazen bir ömür kadar uzak. Biz bekliyorduk. Bir çocuk belki “Anne, ne zaman gelecek?” diye soracaktı. Ama annesi artık cevap veremiyor. O yüzden başını kaldırıp gökyüzüne soruyor şimdi: “Ne zaman gelecek?” O gemiyle birlikte gelecek olan sadece un, ilaç, battaniye değildi. O gemiyle birlikte “Biz unutulmadık.” hissi gelecekti. Umut gelecekti. Bir oyuncak bile olsa, bir parça neşe gelecekti. Ama korkunun gölgesinde büyüyen çocuklar artık oyuncağı bile unuttu. Küçük yürekler, gergin uykularda sabrı öğreniyor. Korkuyla ama imanla büyüyorlar. Ve biz biliyoruz ki, o gemi sadece denizi aşmıyordu. Kalpleri, vicdanları, gözleri aşarak bize doğru geliyordu. Karanlığı yarıp, aydınlık bir sabahın umudunu taşıyordu. Sonra bir sabah… Bir haber geldi: Ateşkes! Bir anlık sessizlik oldu; kimse nefes alamadı. Çocuklar birbirine baktı, yarı sevinç, yarı kaygı dolu gözlerl...

SALİHLERDEN BİR SALİH EL-CAFERAVİ

Resim
Filistin’in tozlu sokaklarında doğdu Salih.  Tıpkı diğer Filistinli çocuklar gibi. Annesinin ninnisiyle değil, bomba sesleriyle büyüdü.  Oyun alanı bombalarla delinmiş duvarlardı. Büyümek zorundaydı. Kalem tutmayı erken öğrendi. Dünyaya seslenmek için silah değil, kelimeler lazımdı. Çünkü bir kelime bir silahtan daha güçlüydü. Her acıyla biraz daha büyüdü Salih.  Kelimeler yetmedi, bu kez kamerasını aldı omzuna. Her tuşa bastığında, bir kalp atışı daha kaydetti. Sonra, gözlerini hiç kapatmadı. Çünkü “görmek”, Gazze’de bir ibadetti. Gördüklerini dünyaya da göstermek istedi. Acıyı çekti… Yıkılan evleri, parçalanan bedenleri, Çadırın içinde yakılan çocukları, Bir yerden bir yere sürülen insanları, Çalınan hayalleri… Esareti çekti… Çocuğunu ilk kez gören babaları, Babalarını ilk kez gören çocukları, Duyduğu özlemi göğsüne bastıran anaları, eşleri… Güldürmeye çalıştığı bebeleri… Kendini de çekti… “Sessizliğiniz savaştan ağır.”dedi. Her gün yeniden doğuşu çekti… Bir çocuğun aya...

ALLAH SORARSA

Resim
Bir gün ALLAH sorarsa, Gazze’de toprağa düşen çocukların gözyaşını niye silmediniz?  Ne diyeceğiz? Onlar, taşların arasında oyuncak ararken, Biz ekran başında, kanı donmuş haberlerde umut aradık. Onlar açken, biz tok yattık. Onlar susarken, biz sustuk.  Bir gün ALLAH sorarsa, “Bir tek zulme karşı bile sesini yükseltemeyen bir yürekle mi geldin bana?” Ne diyeceğiz? İçtiğimiz kahveden vazgeçemedik mi diyeceğiz? Boykotun anlamını bile sorgulamadık mı diyeceğiz? Sadece Gazze’de değil… Afrika’da susuz kalan çocuklar, Arakan’da yakılan köyler, Doğu Türkistan’da bastırılan dualar, Yanı başımızda bir tebessüm bekleyen yaşlı bir komşu… Oysa sofradan kalan çorbayı çöpe dökerken yaşlı komşun aç uyudu... Hepsi birer imtihandı. Ve biz çoğu kez imtihanı görmeden geçtik.  Çok zaman geçti…  Gazze’de bir umut doğdu, Ateşkes ilan edildi,  Büyük bir yıkımdan sağ kurtulanlar Yarı yıkık olan evlerine girerken dualar etti…  Ya şimdi?  ALLAH sorarsa,  Yıkımdayken ne yap...

730 GÜN

Resim
 Neyin gün sayısı diye düşünüyor insan… Bir başlangıcın mı? Bir bitişin mi?  Bir bekleyişin mi?  Neyin gün sayısı?  Yedi yüz otuz gün… Söylenmesi bile çok zor… Çok uzun… Söylemesi bile böyle uzun gelen günlerin içinde yaşam mücadelesi veren insanlar, Eğer bugünde ölmezlerse günlerine bir gün daha eklenecek… Kim bu insanlar diye geçiyor içimizden değil mi?  O insanlar ki, iki kapı arasında sıkıştırılanlar,  O insanlar ki, insanlığı yok sayılanlar, O insanlar ki, vatanları için çırpınanlar,  O insanlar ki, bulundukları yerde yaşam alanı kurmaya çalışanlar,  O insanlar ki, her zorluğa rağmen “ALLAH en güzel vekildir” diye haykıranlar… O insanlar ki, dünya sesimizi duysun diye ağlayanlar,  O insanlar ki, kulakları tıkanmış dünyada bir umud gemisi bekleyenler,  O insanlar ki, o insanlar, müslümanlar… İman ne demek öğretenler,  İhlas ne demek öğretenler, Yedi yüz otuz gündür acıları dinmeyenler… Ne bir başlangıç, Ne bir bitiş,  Bitme...

EN KALABALIK ÜLKE

Resim
Azalırken çoğalır, Gittikçe kökleşir, Küçüldükçe büyür, Tohum olup dünya tarlasına serpilir, Her yerde adı anılır, Bayrağı dalgalanır, Kalpten kalbe sıçrar o en kalabalık ülke. Gittikçe kalabalıklaşır, Farklı seslerde, Farklı renklerde, Farklı yerlerde, Ama dünyanın her yerinde, Savunulur o en kalabalık ülke.   Sesler yükselir zulme karşı, Ya bir resimle, Ya bir sesle,  Ya da kalemle, Anlatılır, o en kalabalık ülke. Kimi zaman bir stadyumda, Kimi zaman bir defile sahnesinde, Kimi zaman sokakta, caddede, trafik lambalarında, Haykırılır o en kalabalık ülke. Ve selam olsun anlatan ve kalabalıklaştıran herkese… & Deneyimsel Tasarım Öğretisi  insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar. & "İnsanoğlu, yeryüzünde var olduğundan beri, En büyük dostu ve düşmanı hiç değişmedi. Aynadaki kişi… Tek başına neler yapabileceğini keşfet!"   YAHYA HAMURCU   & ...