ŞERBET


Kilometrelerce uzaklıkta Adıyaman’ın şirin bir köyünde öğretmenlik yapıyordu Mehmet. Annesi Şengül teyze vefat edince babasını da alıp memleketine yerleşmişlerdi. Şengül teyze mahallenin Şengül’üydü, ilişkileri kuvvetliydi. Yaşlılığında çok hasta olduğu dönemlerde bile evinin penceresinden tebessümüyle bakar, gelene geçene hal hatır sorar ikramlarda bulunurdu. Tıpkı Mehmet’i yetiştirdiği gibi mahallenin çocuklarıyla da ilgilenir, küçük görevler verirdi. Kimine örgü örmeyi öğretmiş, kimine güzel kek yapıp komşulara ikram etmesini. Erkek çocuklarına ise marketten poşetlerini taşıtırdı. Sonra da onlara güzel şerbetlerinden ikram ederdi. 

 


Ne çok isterdi annesinin bu günleri görüp onunla gurur duymasını. Bir anne ne isterdi ki başka. Küçüklüğüne dair hatıraları hep güzeldi Mehmet’in. Soba başında annesine o gün yaşadıklarını anlatmaya bayılırdı. Konuşmayı sever, her detayı hatırlardı. Annesi de onu dinlerken yorgun ama tebessümlü gözlerle dinlerdi. Mehmet gözlemlemeyi, deneyim çıkarmayı çok severdi. Her olayda bir sonuç değerlendirmesi yapmaya bayılırdı. Çocuğu yoktu ama çocuk yetiştirmek için önemli detayları annesinden öğrenmişti. 

Şimdilerde annesinin öğrettiklerini uyguluyordu öğrencilerine. Hayattan pay almalarını sağlayacak üretimlerine olanak sunuyordu. Köy okulu olduğu için kısıtlı imkanlar vardı. Aslında bu kısıtlı imkanlar birçok fikir geliştirmelerini sağlamıştı. Top sahasındaki kaleleri bile beraber kurmuşlardı. Okulu boyamışlar, duvarlara değişik figürler yapmışlardı. Kızların görevi bahçedeki çiçeklerle ilgilenmekti. Hatta konuşmayı çok seven Ayşegül, gidip çiçeklere masallar bile anlatırdı. Çocukların hayal dünyasına inip onları konuşturmayı çok severdi. Okulu temizlemek, evden ne varsa getirip paylaşmak onların olmazsa olmazlarıydı. Böylece hem okula hem birbirlerine güzel bir bağ ile bağlanmışlardı. Annesinden öğrendiği en önemli ders buydu. İnsanın bulunduğu ortamı veya bir kişiyi sevmesi için çaba sarf etmesi gerekiyordu. O zaman değer veren hale geliyordu.

 


Günümüzde çocukların ailelerine ya da okullarına değer vermemesinin sebebi, gerekli olan sorumluluklarını yapmamalarıydı. Halbuki biz çok sevdiğimiz için, onlara kıyamadığımız için bir iş vermiyorduk. Biz zorlandık onlar zorlanmasın diyorduk değil mi? Ama maalesef bu durum bizden daha da uzaklaşmalarını sağlıyordu. 

Dolayısıyla çocuklar imkân içinde ama mutsuz, hep daha fazlasını bekler hale geliyordu. O zaman bunun bir matematiği olmalıydı. Mutlulukla emek vermenin bir ilişkisi olmalı diye düşündü Mehmet. Kişi başkasından her işini yapmasını beklemeye başladığında bir mutsuzluk girdabına giriyordu. Çünkü yapılmadığında mutsuz oluyordu. Ama burada öğrenciler hayatın içinde hep bir hareket halindeydiler. Her işlerini kendileri yapmaya gayret ediyorlardı. Dolayısıyla beklentileri kendilerindeydi. Bundan dolayı gözleri, bakışları, gülüşleri canlı hale geliyordu.

Bahçede anneciğinin çok sevdiği adaçaylarını toplarken o zamanlara gitti. Şimdi aradan yıllar geçmesine rağmen Şengül teyzeye bağları olan komşuları, akrabaları her buluşmalarında onu anlatır, hayır dualarda bulunurdu. Ve hatırlanan hatıralar hep beraber ürettikleri zamanlar ve içtikleri o güzelim şerbetler olurdu. 



&

Deneyimsel Tasarım Öğretisi insanın mutlu, başarılı olması ve doyumlu ilişkiler yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.

 &

"Bir damla, bir damlanın önemidir bardağı taşıran...
Bir damlalar, bir damlalardır bardağı dolduran...
Hangi bardak bir damla ile dolar, diğer damlalar olmadan...
Hangi bardak taşar, damlalarla bir damla olmadan...."

YAHYA HAMURCU

&





Yorumlar

  1. İnsan daha iyi üretmek için imkanını artırmalı daha çok tüketmek için değil sanki.

    YanıtlaSil
  2. Kaleminize sağlık 🌹

    YanıtlaSil
  3. Biz zorlandık, onlar zorlanmasın... İyi niyetli gibi görünen ama malesef ne kadar zararlı bir düşünce... Çünkü insanancak zorda yetişiyor...

    YanıtlaSil
  4. Düşündürdü...İyi hatırlanmak, faydalı ve güzel olanı bulaştırmak, teşekkürler güzel yazı için✨

    YanıtlaSil
  5. Şerbet gibi bir yazı olmuş😋

    YanıtlaSil
  6. İmkanlar içinde mutsuzluktansa, imkanları avantaja çevirmek gerek

    Emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  7. Çocukken sarfedilen çabalar + aileden gelen destekler
    =mutlu ve başarılı bir hayat.

    Çaba sarfetmesine müsade edilmeyen çocuklar + her şeyi çocuğunun yerine yapan aile
    =sonucu mutsuz ve başarısız bir hayat.

    Sayıları değiştirip toplamın aynı sonucu vermesini bekliyoruz.Oysa dört işlemi küçük çocuklar bile bilir...

    YanıtlaSil
  8. Kaleminize sağlık..

    İçimizi ısıtan samimi bir hikaye..
    Günümüz problemine ne güzel değinmişsiniz..

    Bizler; ‘biz zamanında çektik çocuklamız çekmesin, rahat etsin.’ iyi niyetiyle bazen bilmeden çocuklarımıza zarar verebiliyoruz.

    Oysa insanı yetiştiren şey sorumluluklarıdır. Mesele insanın imkanının olması değil; kendi oluşturduğu imkanlarıyla çocuğunu rahatlığa itmesiydi..

    “Ben zorluk yaşadım, çocuğum yaşamasın.” Diyen ebeveynlerin aslında kaçırdığı bi şey vardı; farkında değil belki ama o zorluklardı onu bu güne getiren ve yetiştiren.. :)

    YanıtlaSil
  9. Hem çok sıcak, hem nerelerde bozulmaya başladığımızı fark ettiren güzel bir bakış açısı... Emek vermeyen değer verir mi...
    Yüreğinize sağlık 🤍🌸🌸🌸

    YanıtlaSil
  10. Kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
  11. Doğru bedeller... Doğru değerleri doğuruyor...

    YanıtlaSil
  12. Herkesin hayırla yad ettiği yaşamaya değer bir ömür...

    YanıtlaSil
  13. Cocuk hareket etmedikce, etrafinin gunluk hayatina karismadikca, islerin ucundan tutmadikca yetiskinligi erteleniyor, askida bekleyen hayatlar, çalınan roller... merhameti ne kadar yanlis anladik, aslinda cocuk hakki simdiki yetiskinlerin onlsra davrandiginin ziddinda davranmayi gerektirir...en azindan cogu yetiskinin..

    YanıtlaSil
  14. İşte yetişen için de yetiştiren için de mutluluk veren yöntemler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİM KİMDİR?

SAKINDIRMA MARİFETİ

BİRLEŞEN