Kayıtlar

Ağustos, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SERMAYEN SENDE, SAHİP ÇIK EVLADIM

Resim
Ayşe Nine, Anadolu'nun yüksek bir dağ köyünde yaşıyordu. 85 yaşında canlı, dinamik, hayat dolu biriydi. Köyde yaşayan herkes Ayşe Nine’nin yaşamına hayranlık duyardı. Hayranlık duyulacak kadar da vardı. Sabah gün doğmadan kalkar ve bir daha yatmaz. Namazını kılar ve arkasından hemen işe koyuluyor.  Neden böyle yaptığını soranlara ise; “Er başlamak gerekir evladım” derdi.  Ayşe Nine’nin yanında torunu Yakup da vardı. Yakup on beş yaşındaydı, yaşı küçük ama kendi olgun bir çocuktu. O da babaannesinin izinden gidiyordu. Köy şehre uzaktı, ikisi de orada mutlu bir yaşam sürdürüyorlardı. Bunun da bir sırrı olmalıydı?  Ayşe Nine, sabah kazmasını omzuna atar tarlasının yolunu tutardı.  “Bu yaşta ne işi var tarlada tapanda” diye düşünürdü etrafındakiler.    “Bu yaşında bu çalışma niye?” “İnsan bir miktarda kenara çekilmeli.” “Ay bu Ayşe Nine’nin  hiç aklı yok galiba!” “Kim için çalışıyor acaba?” “Neye ihtiyacı var ki, yan gelip yat keyfine bak” diyenlere kulak ...

ŞERBET

Resim
Kilometrelerce uzaklıkta Adıyaman’ın şirin bir köyünde öğretmenlik yapıyordu Mehmet. Annesi Şengül teyze vefat edince babasını da alıp memleketine yerleşmişlerdi. Şengül teyze mahallenin Şengül’üydü, ilişkileri kuvvetliydi. Yaşlılığında çok hasta olduğu dönemlerde bile evinin penceresinden tebessümüyle bakar, gelene geçene hal hatır sorar ikramlarda bulunurdu. Tıpkı Mehmet’i yetiştirdiği gibi mahallenin çocuklarıyla da ilgilenir, küçük görevler verirdi. Kimine örgü örmeyi öğretmiş, kimine güzel kek yapıp komşulara ikram etmesini. Erkek çocuklarına ise marketten poşetlerini taşıtırdı. Sonra da onlara güzel şerbetlerinden ikram ederdi.    Ne çok isterdi annesinin bu günleri görüp onunla gurur duymasını. Bir anne ne isterdi ki başka. Küçüklüğüne dair hatıraları hep güzeldi Mehmet’in. Soba başında annesine o gün yaşadıklarını anlatmaya bayılırdı. Konuşmayı sever, her detayı hatırlardı. Annesi de onu dinlerken yorgun ama tebessümlü gözlerle dinlerdi. Mehmet gözlemlemeyi, deneyim çı...

MUS’AB BİN UMEYR - 5. BÖLÜM

Resim
Uhud: Son Vazgeçiş Uhud…   O gün Mus’ab’ın elinde bir servet yoktu, ama bir emanet vardı. İslam ordusunun bayrağı…  O, bu dünyada en çok değer verilen şeylerden vaz geçmişti ama elindeki sancağı bırakmamıştı.  İslam ordusunun bayrağına sahip çıkmıştı.  Savaşın en çetin anlarında düşman, Hz Muhammed’i hedef almıştı. Mus’ab ise dış görünüşüyle Peygamber’e çok benziyordu. Bir müşrik onu uzaktan gördü ve “Muhammed’i öldürmeliyim” diyerek ona doğru saldırdı. Mus’ab, kendini ele vermedi. Ne yüzünü gösterdi ne de sesini çıkardı. Sadece sancağı sımsıkı tuttu.  Böylece düşmanın dikkatini üzerine çekti. Bir kılıç darbesiyle sağ kolu kopmuştu. Sancağı sol eliyle tuttu. İkinci darbe sol kolunu da kopardı. Bu kez bayrağı göğsüne bastı. Son bir mızrak darbesiyle yere yığıldı. O an müşrik zafer çığlığı attı: “Muhammed’i öldürdüm!” Ancak kısa süre sonra sahabeler yanına vardığında Mus’ab’ı tanıdılar. O an, Mus’ab’ın sessiz fedakârlığı karşısında derin bir hayranlık duydular. O,...

YAZ TATİLİ

Resim
Tatil…  Bir yıl boyunca çalışıp yorulanların iple çektiği ya da yoğun süreçleri olanın "Biraz da dinlenelim, tatili hak ettik" diyerek hayaller kurduğu zamanlar. Herkesin de isteğidir aslında güzel bir tatil yapıp senenin yorgunluğunu atmak.  İyi bir otelde hazır açık büfe kahvaltı yapıp sonrasında havuza girip biraz serinlemek...  Havuz sonrası soğuk içecekler ya da çeşitli meyveler olmazsa olmazdır.  Şezlonga uzanıp gözlüğü takıp güzelce uzanıp belki biraz hayal kurmak, biraz da uyumak.  Sonrasında akşam yemeği saati... Bin bir çeşit yemek menüsü seç seçebilirsen. Sütlü tatlısı ayrı, şerbetli tatlısı ayrı, meyvesi ayrı… Adeta bir görsel şölen vardır ve hepsinden alası gelir insanın.   Sonrasında bir akşam kahvesi içilir üstüne. Aktivite programlarına gidenler gider, gitmeyenler ellerinde çay kahveleri havuz kenarında otururlar.  Bir gün böylece biter ve yarın tekrar kahvaltı, havuz, akşam yemeği, aktiviteler şeklinde geçer gider.  Peki, ins...

BAŞ HARFİ YETİŞTİREN

Resim
Üşüdüğünde… Hırka mıydı ısıtan insanı? Yoksa hırkayı ören mi? Güneş sadece ısıtmak için mi kendini gösterirdi?  Yoksa onun tebessüm ettiği her an mı… Yağmur, yalnız sonbaharda mı yağardı?  Yoksa gök hüzünlendiğinde mi kararırdı… Sahi, insanın mevsimlerini kim belirliyordu?  Yazı yaz yapan O’ydu. Kışı da güzelleştiren O'ydu.  O… İnsanı büyüten, yetiştiren Ağladığında değil ağlamadan önce sarılan… Yalnız tebessüm ettiğinde değil, huysuz olduğunda da başını okşayan… Evvelinde ve ahirinde olan. Büyümüş olanı, çocukluğun masumluğuna çeviren… Bebek olanı büyüten, Seni ileri taşıyan. Gözünün yaşı sevilesi… Gülümsemeler resmedilmiş, Varlığıyla tüm bahçe çiçeklenmiş, Yokluğunda dahi varmış gibi… Kimine mavi kimine yeşil… Herkese yakışanı kıvamında veren. İkramları doğuracak olan Yokluğu bile ikram olan. O… İyi ki… & Deneyimsel Tasarım Öğretisi   insanın  mutlu, başarılı  olması ve   doyumlu ilişkiler  yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ...

MUS’AB BİN UMEYR - 4. BÖLÜM

Resim
Mus’ab Bin Umeyr: Vazgeçerek Kazanmanın Adı Yesrib’de Mus’ab’ı sadece yeni bir şehir değil, yeni bir rol bekliyordu. Bir ömür boyu anlatılacak, hatırlanacak bir rol. Bu rolü üstlenmenin bir bedeli vardı. O, zaten çoktan o bedeli ödemeye başlamıştı. Malını, ailesini, konforunu geride bırakmıştı. Şimdi ise daha büyük bir fedakârlığın zamanıydı, ilklerden olma zamanı.  Şimdi sıra, uğruna vazgeçişleri olan davayı Yesrib'e götürmedeydi. Peygamberin ona anlattığı ve örnek olduğu şekilde... Artık sadece vazgeçmek yetmiyordu şimdi vakit harekete geçme ve rol kapma vaktiydi.  Efsun bu satırda duraksadı ve şunu düşündü, "Vazgeçmek yeterli değil tek başına."  Hayat sadece terk etmekle değil, yerine ne koyduğumuzla şekilleniyordu. Gerektiğinde adım atmak, bir rol kapmak gerekiyordu. Bu da en az vazgeçmek kadar cesaret istiyordu.  Asıl mesele ne için neyden vazgeçtiklerimizdi.  Mus’ab, Peygamberin ve Kur’an’ın ona öğrettiklerini insanlara tebliğde bulunmaya başladı. Merhamet...

GERÇEK ZENGİNLİK

Resim
Şehirdeki düzenli hayatımı geride bırakıp Anadolu’nun küçük bir köyüne doğru yola çıkmıştım. Öğretmen olarak ilk görev yerimdi burası. Yol topraktı, evler kerpiçti. Okulumuz ise üç sınıfı tek odada toplayan eski, mütevazı bir binaydı. İçeri ilk adımımı attığımda gördüğüm; ortada borusu çatlak bir soba, köşeleri kırılmış siyah bir yazı tahtası ve ayakları kırık sıralar. Kafamda istemsiz bir cümle döndü;  "Burada ne öğretebilirim ki?" Ama o sabah sınıfa girer girmez içimdeki tüm endişeler gitmişti. Çocuklar öyle içten ve kocaman bir neşeyle “Hoş geldiniz öğretmenim!” dediler ki, o anda tüm endişe ve yorgunluğumu unutmuştum. Ayakkabıları delikti, üstleri başları eskiydi ama gözleri... Gözleri pırıl pırıldı. Kimisi sabah erkenden tarlaya gitmiş, kimisi hayvanlara yem vermiş ama hepsi okulda, sıralarında hazır ve mutluydu. Ders arasında masama küçük bir kese bırakılmıştı. İçinde ceviz, birkaç kuru incir ve el emeği bir mendil vardı. Altına titrek harflerle bir not iliştirilmişti ;...

BU DA GEÇER

Resim
  Yeryüzünde yaratılan her şeyin bir süresi vardır… Doğan, üretilen her şey bir süreliğine yaşar, faaliyet gösterir ve ölür. İnşa ettiğimiz ev ne kadar dayanıklı olursa olsun belli bir süre için yapılır. Bazen depremle, bazen yıprandığı için başkaları tarafından daha iyisi için yıkılır. Bazen de bir harabeye dönüşür. Tekrar orayı dönüştürmek kimsenin aklına gelmez bile. Ne kadar güçlü olursa olsun her imparatorluk bir gün son bulur. Ekilen her tohum toprakla can bulur, büyür, meyve verir ve bir süre sonra ölür. Doğan her güneş batar. Tıpkı her gecenin sonlanması gibi… Her mevsim sonlanır, o yüzdendir ki yağan her kar erir. Yağan her yağmur bir süre sonra durur. Her kış sonlanır tıpkı baharlar gibi… Her acı geçicidir tıpkı mutluluklar gibi… İnsan en sevdiğini toprağa verir. Kanaması durmaz dediği yarası kabuk bağlar. İlk günkü gibi sızlamaz yüreği. Doğan her insan yetişir. Belli başarılar elde eder ve yaşamı bir yerde sonlanır. Şu an aldığımız nefesi verip, tekrar almamak gibi… Evet...

MUS’AB BİN UMEYR - 3. BÖLÜM

Resim
Kararın Ardından Gelen Sınav Efsun başlığı okuduğunda kaşlarını hafifçe çattı. “Bir kararın ardından gelen sınav…” Kendi kendine mırıldandı; “Garip, insan bir konuda kararı verdikten sonra işler daha da kolaylaşmaz mı? Hani insan neyi istediğini bildiğinde, hayat o konuda önünü açmaz mı? Öyle olması gerekmez miydi?” Sayfayı kaydırmadan bir süre düşündü. “Demek ki Mus’ab’ın hayatında öyle olmamış,” dedi yavaşça. Belki de en doğru kararlar, en büyük bedelleri getiriyordu. O karardan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Mus’ab artık sık sık Erkam’ın evine gidiyor, Hz. Muhammed’in anlattıklarını dinliyor, İslam’ı daha derinden öğreniyordu. Çok sevdiği at yarışlarını, gösterişli davetleri, eski arkadaş çevresini geride bırakmıştı. Hal ve hareketleri değişmişti. Ve bu değişim, annesinin dikkatinden kaçmamıştı. Mus’ab’ın son davranışlarından şüphelenen annesi, onu takip etmesi için kölesine emir verdi. Ve böylece Mus’ab’ın Müslüman olduğunu öğrendi. Gerçeği öğrendiğinde önce onu ikna et...

BAHAR TEMİZLİĞİ

Resim
Pırıl pırıl bir ilkbahar akşamıydı. Gün boyu yağmur havadaki bütün tozu, kiri indirmişti. Mis gibi toprak kokusu her yeri sarmıştı. Hani evlerde büyük bayram temizliği yapılır ya, onun gibi yer, gök, bulutlar el ele verip temizlik işine girmişti adeta. Yağmur, ağaçların dallarına sinmiş tozu siliyordu. Rüzgâr eski yaprakları alıp götürürken dünya adeta derin bir nefes alıyordu. İşte tam da böyle zamanlarda insanın içinde bir yenilenme arzusu dolup taşar. Dışarıdaki bu tazelemeyi izlerken, içimizde bir ses “Ben de arınmalıyım.” diye yükselir. Merve de camı açtı, tertemiz havayı içine çekti. Annesinin ‘’hafta sonu temizlik yapacağız ona göre" dediği aklına geldi. “Madem her yerde temizlik var ben de iç dünyamda bir temizliğe geçsem nasıl olur acaba” diye düşündü. Peki, ama nereden ve nasıl başlamalıydı? İç dünyamızı temizlemek! Bu nasıl yapılır ki? Camları siler gibi ruhumuzu parlatabilir miyiz? Yoksa fazlalıkları ayıklar gibi duygularımızı düzenleyip, gönlümüzü rahatlatabilir miy...