Kayıtlar

merhamet etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GEÇİM DERDİ – Bölüm 2

Resim
                                  Leyla aile olmak ile ilgili yaşadığı farkındalık üzerine eşine şart koşmuştu; ya birlikte olacaklar ya da ayrılacaklardı. Aradan bir yıl daha geçmiş ama Kemal sonunda Eskişehir’de ailesiyle yaşayarak yapabileceği bir iş bulmuştu. Maaşı da eskisine çok yakındı. Ara sıra seyahat etmesi gerekiyordu sadece ve çoğunlukla da işi evden, bilgisayarından yürütebiliyordu.  Leyla’nın annesi sözleşmenin sadece 1 yıllık olduğunu ve Kemal’in Adana’daki işinden tam 1 yıllık ücretsiz izin alıp çıktığını duyunca kendi kendine köpürmüştü: “Bu oğlanın geçime tam gönlü yok mu?! Ne diye bağını koparıp gelmedi oradan? Bu sağlamcılıkla iyi evlenmiş valla bizim kızla, iyi okul bitirmiş, iyi iş tutmuş yine, Allah yüzüne bakmış!” Leyla bunları düşünüp kendine daha fazla stres yapamazdı. Şimdilik kocası yanlarına gelmişti ve bu ona yeterdi. İlk bir iki hafta her şey yolunda gibiydi, Kemal kı...

BİRİ OLMALI İNSANIN HAYATINDA

Resim
  Biri olmalı insanın hayatında, Hem de her an,  Hem yerde hem gökte, Tek olsan da yalnız hissettirmeyen… Bazen düşünceli olduğunda, Bazen buğulu gözlerle gökyüzüne bakıp halini anlattığında, Minicik bir şeyle yüzünü güldüren, Bir yabancı ile ihtiyacını giderip yanında hissettiren, Gözle görülmediği halde, görmek istediğin her yerde var olan, Ve her an gözeten, Biri olmalı insanın hayatında... Konuşup dertleşirken seni bıkmadan dinleyen, Acını, kederini yalnız O’na anlatabildiğin, Verilen sözlerden döndüğünde bile hakkını bağışlayan, Son ana kadar ümit kapılarını açık tutan, Bazen bir aracı ile motive eden, Bazen bir aracı ile uyaran, Bazen uğraştığın probleminin çözümünü duyuran, Tam bitti derken önüne ışık tutan, Sadece söylediklerini değil, Söylemediklerini, dile getiremediklerini de bilen, Üstelik her şeyi işiten ve gören, her şeye şahitlik eden, Biri olmalı insanın hayatında... Kalpler acıdığında ve üzüldüğünde, Teselli eden, Her daim en çok sevilen ve özlenen, Yalnız O’n...

MUS’AB BİN UMEYR - 4. BÖLÜM

Resim
Mus’ab Bin Umeyr: Vazgeçerek Kazanmanın Adı Yesrib’de Mus’ab’ı sadece yeni bir şehir değil, yeni bir rol bekliyordu. Bir ömür boyu anlatılacak, hatırlanacak bir rol. Bu rolü üstlenmenin bir bedeli vardı. O, zaten çoktan o bedeli ödemeye başlamıştı. Malını, ailesini, konforunu geride bırakmıştı. Şimdi ise daha büyük bir fedakârlığın zamanıydı, ilklerden olma zamanı.  Şimdi sıra, uğruna vazgeçişleri olan davayı Yesrib'e götürmedeydi. Peygamberin ona anlattığı ve örnek olduğu şekilde... Artık sadece vazgeçmek yetmiyordu şimdi vakit harekete geçme ve rol kapma vaktiydi.  Efsun bu satırda duraksadı ve şunu düşündü, "Vazgeçmek yeterli değil tek başına."  Hayat sadece terk etmekle değil, yerine ne koyduğumuzla şekilleniyordu. Gerektiğinde adım atmak, bir rol kapmak gerekiyordu. Bu da en az vazgeçmek kadar cesaret istiyordu.  Asıl mesele ne için neyden vazgeçtiklerimizdi.  Mus’ab, Peygamberin ve Kur’an’ın ona öğrettiklerini insanlara tebliğde bulunmaya başladı. Merhamet...

VAZGEÇME

Resim
SEN bizden vazgeçmezken biz nasıl geçeriz SEN’den.. Sen bizden hiç vazgeçmedin RABB’imiz... Nerden mi biliyoruz? Bizi kovduğun kapının eşiğine gelmemize izin vermenden… Yetmeyip ardından bize kopya çekmemiz için gönderdiğin kitaptan... Bize, dargınken bile sınavımızı kazanmamız için kapının arkasından göz kırpmandan... Tıpkı bir babanın çocuğuna kızması ama kıyıp da atamaması gibi, vazgeçmemesi gibi... Bundandır ümidimiz... Bundandır kapıdan ayrılmayışımız... Bundandır kapıyı tekrar tekrar yoklamamız... Bundandır kaygıyla umut arasındaki duygularımız... Bundandır endişe içindeki gözyaşlarımızın içine sakladığımız küçük tebessümlerimiz… Bundandır o kapının eşiğinde dolanıp durmalarımız... Vazgeçmeyişimiz bizim merhamete layık oluşumuzdan değil senin merhametine olan eminliğimizdendir... Biz hürmete layık olduğumuz için değil sen kapına gelen misafire çok hürmetkâr olduğun için bu dualarımız, tövbelerimiz... Bu cabbarlığımız, cesurluğumuzdan değil senin bize verdiğin cesarettendir... Sın...

DOĞRU YOL DOĞRU SEN’E GÖTÜRÜR

Resim
İki kardeşiz biz kardeşim Enver ve ben, annem ve babamın iki değerli evladı. Hangi evlat anne baba için değerli olmaz ki?  Babam, çocukluğumuzdan beri hiçbir şeyimizi eksik bırakmazdı. Özel kurslar, dershaneler, kitap setleri... Doğum günlerimiz atlanmaz, annemin yaptığı nefis pastalar eşliğinde kutlanırdı. Mutlaka hediyelerimiz de alınırdı. Bisiklet, bilgisayar, telefon ya da sevdiğimiz şey neyse.  Çok mu zengindik, değildik ama babam çalışmayı ve almayı seven, çocuklarının üstüne düşen biriydi. Annem de öyle, “Fedakâr” değil miydi zaten annelerin ikinci ismi. Sevgisini hem dile getiren hem gösteren, yemeyip yediren, çocuklarının üstüne titreyen. Tabi her şey aynı kalmıyor ve değişiyordu. Her yeni eskir, her küçük büyüyordu, bizde büyüdük. Kardeşim Enver liseden mezun olmuş özel bir hastanede çalışmaya başlamıştı. Ben ise üniversiteye hazırlanıyordum. Daha sonra istediğim bölümü kazanmış ve  ara vermeden okulu bitirmiştim. Enver ise yıllardır özel hastanelerde çalışmaya ...

BİR KADIN TANIDIM “ANNE” DEDİM

Resim
Bir kadın tanıdım, merhamet ne demek anladım… Bir kadın tanıdım, sevgi nedir onda gördüm… Bir kadın tanıdım, tüm rolleri üstlenmiş, Eş olmuş, arkadaş olmuş, baba olmuş… Bir kadın tanıdım; Tebessümü bakanlara tebessüm ettiren, Gözünde yaş olmasına rağmen yüzü gülen… Hangi kadın bu kadar güzel olabilirdi? Hangi insan açken doyurabilirdi, İlgiye ihtiyacı varken ilgi gösterebilirdi, Güçsüzlüğüne rağmen cesur olabilirdi, Hangi insanın eksikliği, hemen hissedilirdi? Merhameti, Yaratıcıdan bir parça idi sanki… “Anne” dedim sonra Ama hemen bilemedim, ne demekmiş anne… Anlayamadım, anlatamadım… Annelik, daha anne olmadan o bedelleri ödemekmiş meğer… Güzelliğinden vazgeçip kilo almayı göze almakmış… Taşımayı sevmediği halde 9 ay karnında taşımakmış… Mide bulantısı, uykusuz geceler, hareket etmekte zorlanmakmış… Hangi kadın ister ki bu bedelleri ödemeyi? Anne olanlar istiyordu ve sonra bir daha istiyordu... Çünkü anne olmak, kadın olmaya üstün geliyordu... Bedel nedir derseniz, Anne olanlara bakı...

ANNE OLMAK

Resim
  Ada’yı evliliğinin sekizinci yılında ancak kucağına alabilmişti Selin. O kadar çok bekledi ki bu anı duygularını tarif edemiyordu.  Yıllarca başkalarının çocuğuna annelik yapmıştı. Nasıl anne olunur iyi biliyordu. Geçmişi gözünün önünden geçerken artık kucağında kendi yavrusu vardı. Hayali gerçek olmuştu.  Zaman hızlıca akıp geçmişti, Selin’in geç bulduğu yavrusuna karşı emeği, bedeli de tüm hızıyla devam ediyordu. İlgi her bir tarafına dağılmıştı kızının, okul çantasındaki beslenmesinden evdeki çorabına kadar. Artık kızı Ada’da kocaman olmuştu. Ama annesi yine onun etrafında pervaneydi. Ada da bu durumdan memnundu. Öyle ya kim memnunun olmazdı ki rahatı yerindeydi. Yatağını toplamaz, kıyafetlerinin temizliği, ütüsünü düşünmez, masa hazır olduğunda hemen yemeğe oturur. Bazen yemeğin hazır olmadığı günlerde olurdu. Ev hali çarşısı, pazarı, temizliği derken gecikmeler illaki arada olur insan hayatında. Ancak Ada eve geldiğinde “Of anne ya! Ne yiyeceğim ben şimdi!” demesi ...