SERMAYEN SENDE, SAHİP ÇIK EVLADIM
Ayşe Nine, Anadolu'nun yüksek bir dağ köyünde yaşıyordu. 85 yaşında canlı, dinamik, hayat dolu biriydi. Köyde yaşayan herkes Ayşe Nine’nin yaşamına hayranlık duyardı. Hayranlık duyulacak kadar da vardı. Sabah gün doğmadan kalkar ve bir daha yatmaz. Namazını kılar ve arkasından hemen işe koyuluyor.
Neden böyle yaptığını soranlara ise;
“Er başlamak gerekir evladım” derdi.
Ayşe Nine’nin yanında torunu Yakup da vardı. Yakup on beş yaşındaydı, yaşı küçük ama kendi olgun bir çocuktu. O da babaannesinin izinden gidiyordu. Köy şehre uzaktı, ikisi de orada mutlu bir yaşam sürdürüyorlardı. Bunun da bir sırrı olmalıydı?
Ayşe Nine, sabah kazmasını omzuna atar tarlasının yolunu tutardı.
“Bu yaşta ne işi var tarlada tapanda” diye düşünürdü etrafındakiler.
“Bu yaşında bu çalışma niye?”
“İnsan bir miktarda kenara çekilmeli.”
“Ay bu Ayşe Nine’nin hiç aklı yok galiba!”
“Kim için çalışıyor acaba?”
“Neye ihtiyacı var ki, yan gelip yat keyfine bak” diyenlere kulak asmaz, söylenenlere tebessüm ederek yolunda giderdi.
Torunu Yakup bu söylenenlere bir miktar gönül koyardı. Neden böyle söylüyorlar diye iç geçirir düşünürdü. Babaannesinin arkasından o da yollara düşer tarlaya ulaşırdı. Biraz çalışıyordu sonra babaannesi çıkınında ne varsa ortaya koyuyordu ve yiyip devam ediyorlardı.
Kendi ineklerinin sütünden elde ettikleri yoğurttan ayran yapar. Tarlalarından ekip diktikleri sebzelerden ekmeğe katık eder karınlarını doyururlardı. Moladan sonra tekrar çalışmaya devam ederlerdi.
Ayşe Nine bu işleri yaparken de bir taraftan torununun sorularına cevap verirdi.
“Nineciğim çalışmasan da dinlensen mi diyorum.”
“Evladım, Sana verilen sermayeye sahip çıkacaksın.”
Yakup düşünürdü sermaye ne demekti? Ninesi neden böyle sorular sorduğunda hemen "sermayeye sahip çık Yakup" derdi. Düşünür, düşünür bulamazdı.
Ertesi sabah yine ninesiyle beraber erkenden yola çıktılar. Yolda giderken ninesi Yakup'un gözlerinden düşüncelerini okudu sanki.
“Yakup’çuğum herkesin bir sermayesi vardır. Bizi ileriye götürecek olan da bizi geriye çekecek olan da bizim sermayemizdir.” Yakup, adımlarını atarken dikkatini vermiş ninesini dinliyordu.
“Peki nedir bu sermayemiz nine?”
“Bak ALLAH bize göz vermiş, kulak vermiş, el, kol, ayak vermiş, en önemlisi akıl vermiş evladım. Doğru kullandığımızda bu sermaye ile yapılamayacak hiçbir şey yoktur. İnsanoğlu bu sermayeler ile dünyanın en marifetli canlısı olabiliyor.”
Yakup biraz anlamaya başlamıştı sanki. Bir an düşündü. Ninesi sanki sermayesini iyi kullananlardan biriydi. Bu canlılığını, diriliğini sermayesini doğru kullanmaya borçluydu. Yakup da sermayesine sahip çıkmaya kararını vermişti.
&
Deneyimsel Tasarım Öğretisi insanın mutlu, başarılı olması ve doyumlu ilişkiler yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.
&
Bize verilen sermaye aslında ne kadar kıymetli olduğunu ne kadar az farkındayız ☺️
YanıtlaSilÇok sevimli bir yazı olmuş, verilen sermayelerin hakkını vermek nasip olsun… emeklerinize sağlık 🤍
YanıtlaSilElindeki nimetleri kaybetmeden sahip çıkmak ve doğru kullanmak💕 Ne de güzel anlatmışsınız😊 Emeğinize sağlık🌷
YanıtlaSilStrateji 1: Sermayesini doğru kullananlardan olabilmek için er başlamak gerekir. :)
YanıtlaSilHarika bir yazı olmuş, yazara teşekkürler :)
Esas olan imkan değil marifeti arttırmak💪🏻
YanıtlaSilİnsanoglu kendine verilen sermayeyin kıymetini kaybetmeden bilemeyen bir canlı, zamanın sağlığın imanin huzurun ailemin çalışmanın üretmenin ne büyük bir sermaye olduğunu anlayabilmek dileğiyle…
YanıtlaSilİnsana verilen en büyük sermaye uzuvlarıydı..
YanıtlaSilVe ne tuhafki doğru kullandıkça yıpranmanın aksine kendini yeniliyor, daha da güçleniyordu..
Peki bizler; bize verilen sermayemizi nerede nasıl bir verimlilikte kullanıyoruz..🌷
Kaleminize sağlık ..Elimizdeki sermayelerin kıymetini unuttuğumuz zamanlarda , çok güzel hatırlatıcı bir yazı olmuş .
YanıtlaSilBir insanın sermayesi nelerdir ve nasıl kullanırsak sermayemizi arttırabiliriz ne güzel anlatılmış, kaleminize sağlık..
YanıtlaSil