RAHATIM BOZULDU ANNE - Bölüm 2
“Rahatlık bir tuzaktı…” bunu sonradan fark edebildi Alp. Artık sırtını yaslayacağı rahat yastık görevini gören babası hayatta değildi. Alp’in doğumundan itibaren yaşadığı hayat gözünün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Sürekli olarak babaannesinin söylediği sözler aklına geliyordu.
“İnsana yaslanma ölür, ağaca yaslanma çürür. El atına binen yarı yolda iner.”
Ne kadar güzel şeyler anlatmış ama çocuk yaşta fark edememişti Alp.
Yaşanacakları babaannesi öngörebilmişti aslında.
Şimdi ise bir şeyler yapmalıydı ama ne yapacaktı? Annesi ile Alp dipsiz bir kuyuya düşmüşlerdi. Yaşamlarını devam ettirebilmeleri için kuyudan çıkmaları gerekiyordu. Peki nasıl çıkacaklardı? Kuyuya düşenler sürekli kuyuda mı kalıyordu? Kışın yağan karlar baharda çiçek açacaktı en nihayetinde…
Alp’in de baharı gelecekti ama nasıl?
Hareket etmeliydi. Hareket bereketti. Bir başlangıç gerekiyordu. Bu Alp’in başlangıcı olacaktı.
Birden gözünün önüne yıllar önce yaşadığı mahalle geldi. Nadir de olsa arkadaşlarıyla yalvar yakar sokak futbol maçına dahil olurdu. Ama onların arasına kolay giremezdi. Çünkü Alp'in maçta giydiği kıyafetler mahalledeki arkadaşlarının hiçbirinin üzerinde olmazdı. Kramponu, lisanslı forması, şortu, çorabı, kol bandanası hepsi çok özeldi.
Alplerin mahallesinin hemen dibinde gecekondu mahallesi vardı. Sitedekilerle gecekondu mahallesindekiler sokakta maç oynuyorlardı. Ama içlerinde Serhat diye bir arkadaşı vardı. Serhat çok çalışkan bir çocuktu, oradan oraya koştururdu. Ayağında kara lastikler, üzerinde uzun kollu atlet maça çıkardı. Serhat'ın olduğu takım gerçekten takım olur ve neredeyse yaptıkları tüm maçları kazanırdı.
Alp bunları düşünürken Serhat’ın çok iyi yerlere geldiğini hatırlamıştı. Gazete ve televizyonlar ondan bahsediyordu, geçen yıl onu ödül alırken gördüğünü anımsadı ve mahalleye gitme kararı aldı.
Serhat çok iyi bir mühendis olmuştu. Burslu olarak yabancı ülkelerde eğitim almış, bileğinin hakkıyla bugünlere gelebilmişti. Serhat’ın annesi temizliğe giderdi. Babası ise kıt kanaat ancak aileyi geçindirebilirdi. Başkalarının eskileri ile büyümüşlerdi. Yeri geldiğinde onların yemediklerini yiyerek bugüne gelebilmişlerdi. Serhatlar beş kardeşlerdi, hepsinin ayrı ayrı görevleri vardı. Sobayı yakmak, yemeği pişirmek, evi temizlemek, çamaşır yıkamak hepsi görev dağılımına hazırdı.
Mahalleye geldiğinde gecekondulardan eser kalmadığını görmüştü Alp.
Bir çay ocağına girdi içerisi lüks değil ama samimi hissettirmişti. Etrafa bakınırken bir anda Serhat'ın babası ile göz göze gelmişti. Selamlaşıp hasret giderdikten sonra uzunca sohbet ettiler. Alp, babasının ölümünden, yaşadığı sıkıntılı durumlardan iflasından bahsetmişti.
Suat Amca ise Alp’e;
“Evladım hiçbir şey insanın kendi çalıştığına benzemez. Senin çalışıp emek vermen gerekiyor. Emeksiz yemek olmaz. Tırnaklarınla kazıyarak bir yere gelmen gerekiyor. Bir ağaç nasıl ki tohumken topraktan çıkıp filizlenip büyüyorsa, senin de aynen bu şekilde ilerlemen gerekiyor. Tepeden aşağıya büyüyen ağacı gördün mü, şahit oldun mu hiç? Tepeden aşağı olursa bir şeyler tersine gider.” diye öğüt vermişti.
Hem babaannesi hem de Suat amca benzer şeyleri söylüyordu. Alp’in düşünceleri biraz daha netleşmeye başlamıştı.
Evet artık dipsiz kuyudan çıkmanın bir yolunu bulmuştu Alp. O da çalışacaktı, bir yerden başlamalıydı. Babaannesinin dediği, “hazıra dağlar dayanmazmış” sözü geldi aklına. Evet hazırdı bitmişti, ellerinde avuçlarında hiçbir şeyleri kalmamıştı.
Nasıl yapsam nereden başlasam diye düşünürken bir toptancı dükkânın önünde “eleman aranıyor” yazısını gördü. “Acaba…” diye düşünmeye başlamıştı. Eve geldiğinde annesi ve babaannesiyle bir istişare yaptı ve iş için görüşmeye gitti. Adamlarla görüşüp durumundan bahsetmişti ve işe alınmıştı.
Hayat ne garipti, fabrikatörlükten işçiliğe… Fabrikatörün oğlu Alp artık işçiydi. İnsanoğlu kendisi emek vermeyince fabrikatörlükten işçiliğe kadar gelebiliyordu. Ama kendi çalıştıklarıyla işçilikten fabrikatörlüğe doğru da yükselebiliyordu.
Girdiği toptancıda başta çok zorluk çekse de ilerleyen zamanlarda ufak ufak kazanmaya başlamıştı. Hayatlarını idame ettirebiliyorlardı. Akşam eve çok yorgun gidiyordu ama tatlı bir yorgunluktu.
Ve Alp yavaş yavaş marifetleniyordu. Emek verdikçe güçlenmeye başlamıştı. Artık evin reisi olmak Alp'e yakışıyordu. Mesele hiçbir şey bilmeden fabrikanın başına oturmak değil, bir şeyi iyi öğrenerek işinin başında durmaktı. Babasının fabrikası, babası için çok kıymetliydi. Çünkü ona emek veren oydu. Artık yaptığı iş ve çalıştığı iş yeri de Alp için çok kıymetliydi.
Artık döner sandalyede oturmuyordu ama oturduğu iskemle döner sandalye kadar keyif veriyordu. Alp'in hayatı düzene girmeye başlamıştı. Emek vermek, güçlenmek Alp'e çok iyi gelmişti. Bir süre sonra dükkânda pire gibi koşturmaya başlamış, Serhat gibi o da artık canla başla mücadele eder olmuştu. Bir dönem sonra ise işçi olarak girdiği toptancının ortağı olmuş ve eski refahına adım adım ilerlemeye başlamıştı ama bu sefer çok daha güçlü ve emin adımlarla.
Çünkü asıl başarı kazanmak değil kazandığını koruyabilmekti…
&
Deneyimsel Tasarım Öğretisi insanın mutlu, başarılı olması ve doyumlu ilişkiler yaşaması için tutarlı, faydalı, uygulanabilir ve anlaşılır bilgiler sunar.
&
YAHYA HAMURCU
Emek verince her şey çok daha tatlı gelir. Yorgunluğu bile tatlıdır😃
YanıtlaSilGüzel keyifli olan mücadele edebilmek gerçekten 🥰
YanıtlaSilne mutlu mücadele edenlere...
SilBir adım atmanın önemi... Ne kadar da güzel 🌺
YanıtlaSilInsanin kendi emegi, bedeli kadar tatli bisey yok oysa butun dikkat çeldiriciler bu gercegi gizliyor gibi... kestirme kazanclar ise pamuk şeker gibi, nereye kayboldugunu anlayamiyorsun ve hala açsın...
YanıtlaSilKüçükken anneme derdim beni daha yüksekteki dallara çıkar diye. Başkasının çıkardığı yüksekten düşersin demişti. İnsana ancak iki elinin yaptığının karşılığı varmış...
YanıtlaSilKahraman, Alp de bunu deneyimleyerek öğrenmiş oldu. Bazen musibetler nasihatten daha işe yarıyor.
Ne güzel ve doğru bir söz
SilGerçek her durumda gerçek...
Ne güzel söylemiş çok manalı... İnsan gerçekten de ancak kendi çıktığı daldan rahat iner...
SilBunun farkında olup ders çıkarabilmek de başarının anahtarlarından biri. Katşındaki insanın sana verdiği öğütlerde çok kıymetli. Bununla birlikte senin fark edenilmen çok önemli.O hissiyat bambaşka. Kendi emeğin. Çok kıymetli. Kazanıp, korumak- ihtiyaç gidermek. 🌹
YanıtlaSilİnsanın kazandığını koruyabilecek bedeli olduğunda o kazancı da hak ediyor demektir aslında. Nitekim yeryüzünde hak etmediğin hiçbir şey seni bulmuyor...
YanıtlaSil“Asıl başarı kazanmak değil kazandığını korumaktı” nasıl? Kendi emeklerinle…
YanıtlaSilAdsız Herkes Bedeli kadar.
YanıtlaSilÇabaların meyvesi nice güzellikleri ile geliyor…
YanıtlaSilNe gerçek bir başarı öyksü, insana yakışan kolay değil ücadele ile kazandığı başarı.
YanıtlaSilRahatlık gerçekten tuzak, emek vermek de en güzeli🥰
YanıtlaSilAsıl başarı devamlılığı sağlayabilmek gercekten...
YanıtlaSilKaleminize sağlık
Bedelini ödemeden sahip oldugun seyler ustunde emanet gibi durur... bir gece ansizin alinabilir, ya da yavas yavas nasil gittigini anlamadan kayiverir elimden, cunku hic benim olmamisti zaten..
YanıtlaSilBedelini ödemeden sahip oldugun seyler ustunde emanet gibi durur... bir gece ansizin alinabilir, ya da yavas yavas nasil gittigini anlamadan kayiverir elimden, cunku hic benim olmamisti zaten..
YanıtlaSilbütün mesele ürettiğinin tükettiğini geçmesi üzerine...
YanıtlaSilİstediğin şey senin olmaz " Bedelini ödediğin şey senin olur. " YH
YanıtlaSilEllerinize, kaleminize sağlık 🤲🪻
YanıtlaSilİnsan emek verdiği şeye kıymet verir ve ona yapışır.
YanıtlaSilBazen vucudunda bir yeri sert bir sekilde carparsin bir esyaya ya da kapiya, o an sinirlenmeyle karisik bir aci yasarsin oysa şu akla gelmeli.. belki de zaten o bolgemde bir sıkıntı var ve yaratici merhametinden vucut oraya yogunlassin, kan gondersin diye boyle ufak bir kaza yasariyor, ayni.bunun gibi, basimiza aci olaylar gelir ama oradaki merhameti gorebilen, az biraz sonra gulumseyip yurumeye devam eden hayatta basarili oluyor... Meger o ufak morluga ihtiyacim varmis...
YanıtlaSilHangi noktada olursan ol yaşadığın müddetçe toparlanma imkanın var...
YanıtlaSilÇok şükür...
Rahatlık bir fırsat değildi bir tuzaktı. Bazıları tuzağa düştü bazıları tuzağa düşürdü bazılarıysa bunun tuzak olduğunu fark edip etmeyenlere aktardı.
YanıtlaSilAktaranların kalemine sağlık
Insan akisa birakirsa hayat onu güzel yetiştiriyor
YanıtlaSilBedel insanın şifasıdır’ın altını ne güzel dolduran bir öykü..🥰
YanıtlaSilKazandığımı koruyabilmek asıl marifet
YanıtlaSilNe güzel bir hikaye
Kısadan hisse 😊
Ellerinize sağlık 🌷
Merhamet çokça yanildigimiz bir alan, ozellikle anne babalar biricik evladı yorulmasin, uzulmesin, hırpalanmasın diye uĝraşırken aslında bunları ileride kat kat yaşamalarını garantiye aldıklarînın farkında deĝiller...
YanıtlaSilBu konudaki detaylari da õgrettiginiz icin tesekkurler, ben cok sey ogrendim seminerlerden...
Rahatlık öyle bir tuzak ki, tuzağa çekildiğini anlaman yıllarını alıyor.
YanıtlaSilTeşekkür ederim keyifli yazınız için 😊
Ne güzel bir cümle asıl mesele kazanmak değil kazandığını koruyabilmek...
YanıtlaSil“Emeksiz yemek olmaz.“
YanıtlaSilVe insan bilseydi emeksiz aldığı şeyin bela olacağını, hemen iade ederdi…🌸
Ne kadar zahmet o kadar rahmet.
YanıtlaSil